Ksm21
Tahliller kategorisine yazmışım ve 1 kez okunmuş.
Son yıllarda yeni bir kavga var: Çevre. Bir tarafta yeşili korumak isteyen, çevreyi ve dünyayı tükenmekten korumak isteyen çevreciler, diğer taraftaysa "işletmenin sürekliliğini sağlamak" isteyen ve karlarını maksimize etmek isteyen sanayiciler, üreticiler. Yıllardır yeşilci örgütler, diğer tarafın yaptıklarını yanlış ilan ederken o çok sevdikleri doğayı incelemek için canavar kapitalist firmaların ürettiği o süper-teknolojik cihazları kullanmaktan çekinmiyorlar. Diğer yanda da bu ürünleri üreten ve hergün daha da artan rekabet piyasasında farklılaşmak için daha saldırgan olan ve doğayı daha da çok tüketen firmalar yeşil pazarlama diye bir yalan uydurmuş. Tamam, firmalar kendilerini devam ettirmek zorunda, doğacıların da uğraştıkları bilimi kolaylaştırmak için her türlü bilimsel gereci kullanması hakkı. Fakat iki taraf da uç noktalarda geziyor. Bunu yaparken de riyaya başvuruyorlar. O kadar üret, o kadar hammadde tüket, o kadar kaz dünyayı, deş toprağı ve geriye birşey bırakma, yeni kaynak oluşması için vakit dahi tanıma ve sonra da "bakın biz yeşil ürün yapıyoruz" de. Çok güzel, biz de kandık tabi ki. O kadar söz et, o kadar vızırda, o kadar ayağa kaldır ortalığı dünya elden gidiyor diye, sonra da git o kadar çamur attığın firmaların ürettiği cihazlarla yap işlerini. Hoş, en azından bu insanların amacı güzel, araçları kötü. Bunun bir orta yolunun bulunması şart bence. Artık ayarsız üretim ve tüketimin ayarlanması, tüketime teşvikin de azaltılması lazım. Sırf birileri kar edecek diye, sırf insanlar lüks ihtiyaçlarını kolayca tatmin edecek diye, sırf herşey nefse güzel geliyor diye gelecek kuşakların hakkına kimsenin girmesi gibi bir şey de söz konusu olamaz. İlk önce olmayan, artık tükenen kaynakların insanlara pazarlanması sonucu parasal kriz patladı yakın zamanda. Artık olmayan paralarla kimse kimseye kredi veremez dedi, siz ne yapıyorsunuz dedi finans sistemi. Peki bundan ders aldık mı? Görebildik mi dünyanın gittiği yeri. Hadi finans durumu düzeltilir, insan yapısı olduğu için insanlarca tamir edilebilir. Peki ya dünya? Ya bu Allah'ın müthiş eserini tamir edebilir miyiz bir kere kaybettikten sonra? Sonu geliyor diye bangır bangır bağarıyor Planet Earth ile dünyayı sömüren İngiltere. Kendi sandalyesini kendisi tekmeliyor bir bakıma. Peki akıllandık mı? İnşallah akıllanmışızdır, akıllanırız... Son olarak aklıma gelen bir takım optimizasyonlar var üreticiler için. Sonuçta ufak ufak şeylerle bile muazzam farklılıklar yaratılabilir genel tabloda. Buyurun aklımdakileri görün: - Artık tüm şarj cihazları ve adaptörler sınıflandırılsın ve aynı sınıftan olan tüm kablo ve adaptörler tek cins olsun. Mesela tüm telefonlar aynı adaptör girişi ve data kablosu girişiyle çıksın, yeni adaptör ve kablo üretimi frenlensin.
- Enerji tüketimleri optimize edilsin ve prizlerin hepsine bir alt eşik anahtarı konulsun ki belli bir voltajın altına düşünce elektriği kessin prizler. Örneğin boşta duran bir adaptör tespit edilsin ve elektrik kesilsin.
- Optimizasyon sonucunda firmalar kapanacaksa eğer, kapanmasın birleşsinler, yeterki geleceği kurtarsınlar.
Saat 18:22 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 0 | Devamını oku
|
Ksm03
Tahliller kategorisine yazmışım ve 53 kez okunmuş.
Furkan. Nedir 'Furkan'? Sadece bir kelime mi? Tabi ki değil, sadece bir isim de değil, bir sıfattır. Doğruyu yanlıştan ayıran demektir. Peki yine soruyorum, nedir Furkan? Furkan, şu evren dediğimiz, dünya dediğimiz, hayat dediğimiz konjektürde bazen bir kıl kadar incelen sınırlarla birbirinden ayrılan doğruyu ve yanlışı idrak etmekle ilgilidir. Benim ve bir çok insanın inandığı din olan İslam'ın temel fonksiyonlarındandır. Kur'an ın sıfatlarındandır. Aslında her insana belirli bir miktarda verilmiş akıl, zeka, mantık, rasyonalite, ne derseniz deyin, bunlardan ayrı olarak biraz da kalbe bağlı birşeydir. Ha, demeyin hemen, mantık sadece beyindedir. Hayır, mantık ve pozitivizm sadece beyinde değildir, her yerde, her şeydedir. Çünkü şüphesiz ki hepsi Allah'ın bir eseri, bir kelamıdır. Peki nedir bunca zaman sonra tekrar tüylerimi diken diken edip de, beni bu satırları yazmaya teşvik eden? Az önce izlemeyi bitirmiş olduğum Traitor, yani Hain filmi. Filmde esas alınan konu yapılan şeyler, aslında yapılması gereken şeyler, doğrular ve yanlışlar. Bazen insanların o kadar karışıyor ki ve bu durum filmde o kadar güzel yanstılıyor ki, ağladım adeta. Gelelim örnekleyeceğim konuya. Konu terörizm ve İslam. Ne kadar güncel bir konu değil mi? Yıllardır bir sürü olay oluyor. Hatta yüzyıllardır. Karşılıklı adımlar atılıyor, ya da tek bir tarafın attığı adımla oluşan kaotik bir ortamda karışmış akıllar saçma sapan adımlar atıyor. İslam'ı gerçekten anlayan birisi, suçsuz bir insanı öldüremez. Buna gücü yetmez, devreleri yanar, şalteri sigortası atar. Kendisiyle çelişir. Sadece aklı olmayan, veya olduğu halde karışmış birisi yapar bunu. İyiliğe kötülükle, helale haramla ulaşmaya çalışmak kadar saçma, komik bir olgu olamaz ki. Matematikte en kızdığım şeylerden birisidir iki negatif sayının çarpımının pozitif olması. Hoş, burada dikkat çektiğim şey bir mecaz, ama insanlar malesef pozitivizmi insan ilişkilerine uygulamaya çalışıyor. Unutuyorlar insanların kendilerine göre rasyonel olduğunu. Böyle olunca da, göğsüne bomba bağlayan bağıra çağıra, Allah diye diye -kim olursa, ne dinden ne ırktan olursa olsun- masum insanların canına kıyıyor. Buna hakkı olduğunu, yaptığı bu kötülüğün aslında iyi bir amaca hizmet ettiğini düşünüyor. Peygamberimiz S.A.V. şaka için bile yalan söylememiş. Kötülüklere yalan söyleyerek, kafa karıştırırarak karşı koymamış. Dosdoğru, ne ise o şekilde iletmiş insanlara. Bu kadar Ayet, Hadis ve düşünce gücü varken insanlarda, peki neden hala düşünmüyorlar, neden hala dönmüyorlar Allah'ın kelamına? Neden hala kendilerine ihanet ediyorlar? Furkan sıfatı Kur'an ın sııfatıdır ve Kur'an Allah'ın insanlara bir armağanıdır, dolayısıyla Furkan sıfatı da... Sadece tek bir dayanağım var, o da ibadet ve dua. Artık insanlık için yapabileceğim tek şey bu sanırım. Bir de Tek Doğruluk olan Allah kelamına elimden geldiğince uymak, yanlışlıklardan kaçınmak. Dilerim, bu dediklerimi okuyan insanlardan en azından 1 tanesi bile sorgular kendini ve çevresini...
Saat 01:26 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 0 | Devamını oku
|
Ekm11
Tahliller kategorisine yazmışım ve 194 kez okunmuş.
Aklımı uzun zamandır kurcalayan bir konu, iki seçenek var ve (aslında değişen birşey olmayacak ama) birisini seçecek olsaydım hangisi olurdu diye düşünüyorum. Gelin size işin aslını anlatayım...
Bir yakın arkadaşım bana geçenlerde konuşmanın bir yerinde bir arkadaşından "en yakın arkadaşım" diye bahsetti. Sonra aklıma şunlar geldi: "en yakın arkadaşı ben değilmişim demek ki, eh tabi ki değilim, zira eğlenceye vesaireye asla beni çağırmaz bu adam beni". Bu sözler aklımdan geçerken konuşma ilerledi, başka yerlere, geleceğe dair plan bozuntularına geldi. Arkadaşıma bir süre önce okuldan sonra dil için Avustralya veya Yeni Zelanda' ya gitmek istediğimi söylemiştim, o da bu fikri çok benimsemişti. Tam bunu zikrederken de dedi ki, "Abi seninle giderim ben, diğerleri de söylüyor ama onlarla gitmem. Beni tek anlayan sensin. Hayatta tek güvendiğim kişi sensin". Orada bir an duraksadım. Garip bir durum vardı. İnsanlar genelde işleri düşünce ilk arayacakları kişi olarak beni seçerken, eğlenceye geldiğinde mevzu, beni unutmayı seçerler. Belki de çok eğlenceli olmadığımdandır, bunu kabul edebilirim, fakat neden iş düşünce ben? Sonra anladım ki ciddi işlerin adamıymışım ben. Sadece iş varsa aranacak, yoksa da umursanması gereksiz bir adam. Bu hem iyi hem de kötü. En azından boş, beleş, vasıfsız birisi değilim. Sadece eğlencelik, çerezlik bir adam da olabilirdim, ki değilmişim hamdolsun. Fakat yine de insan düşünüyor, acaba öyle mi olsaydım daha iyi olurdu diye. Çünkü bazen istiyor insan iyi gün dostluğu da yapmayı. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim sanırım bundan ve şimdi daha iyi anlıyorum durumu. Ben, kötü gün dostuyum...
Saat 16:54 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 4 | Devamını oku
|
Ağu29
İlham Geldi kategorisine yazmışım ve 262 kez okunmuş.
İngilizce başlık atmayı sevmiyorum ama şu anda içimden gelerek uzun zamandan beri ilk kez bu şarkıyı dinliyorum. Uzun zamandır ilk kez içimi dökmek isteği var. Sanırım birikti birşeyler... Garip bir şekilde insanlar her zaman senin kendilerine uymanı beklerler. Tıpkı bir çınar gibi senin yolunun tam ortasında dururlar ve "geçeceksen kıvrıl geç" derler. Sense onlara "hay hay" deyip kıvrılır geçersin. Alttan alırsın, değişir, esnersin. Karşıdaki adam çınar ya, o asla esnemez. Dünyanın merkezidir. Tek dediği "değiş, eğril, bükül, değiş, değiş, değiş!" olur. Sen iyi bir insan olmak için, kişiliğindeki bazı eksik özellikleri kapatmak için, daha katlanılabilir bir insan olmak için denileni yaparsın. Ta ki esneme sınıra gelip de durana kadar, sen davul derisi gibi patlayana kadar... Patlarsın, gürler ve parlarsın. Karşı tarafa tepkini gösterirsin, o zamana kadar yaptığının aksine. İyilik yaramamıştır, kötülük zamanıdır. Gereken yerine getirilir pekala, fakat suçlu yine sensindir. Dengesizlik olarak adlandırılır hareketin. Çünkü alıştırmışsınıdır karşıyı iyiliğine, yumuşak yüzüne. Karşı da alışmıştır hep ezmeye değiştirmeye... Peki ne olur? Yine sensindir kaybeden kısa vadede. Hayat hep kısa vadeli kafalarla geçtiğinden bir de bakarsın ki yanlız kalmışsın o sevgili uzun vadeli kişiliğinle...
Saat 00:55 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 0 | Devamını oku
|
Haz07
Geyik kategorisine yazmışım ve 818 kez okunmuş.
Çocukken dayımın oğlu Emre ile çok vakit geçirirdim. Bilmem neden? (Belki de üst komşumuz olduğu içindir ) Her neyse, o günlerden enteresan hatıralar parça parça ikimizin de kafasında kalmış olacak ki, geçen gün birden bu konulara daldık. Meğer neler yapmışız :) Buyrun size bir kaç örnek: - Kuzenimle Coca-Cola'nın reklam müziğini BokaKola diye değiştirip, saçma sapan şeyler söyleyim sonunda da öğğğğk diye bir ses vererek saatlerce 5x5 metrelik bir alanda bisikletlerle (BMX) daireler çizerdik.
- Bir gün Mazıcıoğlu Et Lokantası'na gitmiştik. (Sahibi akrabam olup şimdi millet vekilidir, ona göre) Hemen kapısının önünde plastik alet edevattan bir çocuk parkı vardı. Kuzenle ikimiz de tosun adamlardık, "Antep Halliği" denilen cinsten
Karşı karşıya bir tahterevalliye oturduk. Normal bir şekilde sallanırken ben birden öyle bir şiddetle oturdum ki, bir baktım havadan bana doğru bir adet Emre süzülüyor. Gerçekten de unutulması zor bir andı  - Benim Esprit marka yarım bir saatim vardı. Orijinal birşeydi, gözüm gibi bakardım. Bir gün Caner Sports Center'da yemeğe gittik (Evet spor merkezinde kebap yiyor antepliler, ben ne yapim?) Derken salıncaklara geçtik yemekten sonra. Kuzen beni öyle bir salladıki sırt üstü yere düştüm ve o anda saatim bir daha düzelmeyecek şekilde çizilmişti, içim çok burkulmuştu, ühü
 - Emre beni çaktırmadan dürter, laf sokar, gıcık ederdi. Ben de onu ulu orta çimdikler veya tekmeler azar işitirdim.
- Bir keresinde Emre'nin bisiklet tekerine çomak sokmuştum da çocuk neredeyse bir Haci Murat tarafından eziliyordu. Olay sonucunda Emre 1 hafta ev hapsi cezası aldı
 - Emre'nin yeşil bir Bianchi vitesli bisikleti (12 vites), benim de bir kırmızı sünnet hediyesi BMX'im vardı.
- Yan apartmandan komşumuz Büşra ve ablası Şeyma vardı. Şeyma Salih dayımı öpüp saatlerce bisikletine binerdi
 - Salih dayım inanılmaz bir şekilde topu öyle bir dikerdi ki, her seferinde 5 katlı binanın çatısını geçerdi, bazen de çatıda kalırdı
 - Bir keresinde Emre ile kartinge gitmiştik. Ben öndeydim, virajdan döndükten sonra biraz yavaşladım, Emre ise hiç yavaşlamadan geldi ve benim arabamın arkadan üzerine çıktı. Kafamı kaldırdığımda baş hizamın biraz üzerinde biten demir koruyucuya takılan Emre'nin arabasını dönerken görüyordum. Evet, Emre bir karting arabasıyla benim arabamın üzerinde dönüyordu, başımın 15 santim üzerinde
 - Emre counter-strike (kantır) oynamak için yufka yürekliliğimi kullanırdı. Ayakkabılarımı boyar ve beni anne azarından kurtarırdı, ben de ona "hadi hak ettin, gel bakalım kantır oyna biraz bende
" derdim. - Kantıra kendimiz seslendirme yapmıştık. "Go go go" yerine "El-hücuuum, Allah Allah Allah", "Bomba atıyorum" yerine "Adnan osurdu!", AWP sesi yerine geğirme gibi ilginç modifikasyonlar yapmıştım.
- Çok fazla oyuncağı olan küçük kuzenim Murat'ı her fırsatta sessiz bir yere çekip, "oyuncaklarını niye kırıyorsun, kıymetlerini bil şerefsiz" diyerek fırçalardık. Adamda kırmızı Power Ranger, debelenerek yüzen bir ekşın men, dağlara taşlara tırmanabilen bir monster truck uzaktan kumandalı araba ve daha niceleri vardı.
- Bayramlık harçlıklarına gidip yarısı sulugöz olmak üzere 100 tane sakız alırdık, bir de ağızda patlayan o garip şekerleri
- Emre'nin bir karting arabası vardı, 3 beygir gücündeydi. Küçük kuzen Murat, bir gün bu arabaı herkesden habersiz alıp sürmeye kalkmış, dayımın jipinin arkasına bindirmişti. Bereket versin ki, jipin arkasında yedek lastikten dolayı çıkıntı vardı, yoksa çocuğun boynu kopardı vallahi. Biz şokta çocuğu kurtarırken yengem bayılıvermişti
 - Bir keresinde bendeki plastik mermi sıkan havalı tabancayla bir kediye ateş etmiştim ve 3 metre yükseklikteki tellere temas etmeden öbür tarafına atlamıştı hayvancağız. Emre ise bu olayda sadece gülmüştü.
- Yine aynı silahı Emre'nin anneannesinin memleketi olan Kilis'e götürmüştük bir gün. Evin çatısına çıkıp akşam akşam oraya buraya ateş ediyorduk. Derken oranın ünlü taşıtı 103 modeli motorsikletle (kuru fasülyeyle çalışıyormuş gibi ses çıkarırdı bunlar) iki adam geçiyordu. Emre aldı tabancayı ve bir mermi sıktı, nasıl olduysa adamın boynuna isabet etti plastik mermi ve adamdan "Aahh" diye bir ses geldi aniden. Kendimizi duvarın arkasına attık can havliyle ve saatlerce olayı tekrar tekrar anlatıp güldük

Saat 04:19 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 6 | Devamını oku
|
Nis21
Tahliller kategorisine yazmışım ve 876 kez okunmuş.
Dost nedir? İyi gün dostu nedir? Kötü gün dostu nedir?
Bu sorular son zamanlarda kafamı çelen şeyler. Biliyorum, hep aynı döngü içinde saplanıp kalıyorum gibi görünüyor, belirli aralıklarla morali bozuk bir şekilde bir adam sitesine hep dostluktan ve kazık yemekten yana dem vurup duruyor. Ama iş öyle değil aslında. Her gün, her an, her olayda bir şeyler daha öğreniyorum. Bir eksik parça daha yerine oturuyor kafamda... Yine bazı olaylar neticesinde bu noktadayım, fakat farklı bir şekilde bakmayı deniyorum dostluk kavramına: iyi gün dostluğu, kötü gün dostluğu... Onca yıldır, belki yüzlerce yıldır bilmiyorum, ama hep iyi gün dostlarını suçluyorlar. Belki buradaki nükte iyi gün dostlarının sadece iyi günde yanınızda olmasıdır. Fakat öyle bir hale geliyor ki bazen hayat, insan ona bile tamah ediyor. Doğumgününde "bir tane de iyi gün dostum yok muymuş yahu" diyor kendisine. Başlık ilginizi çekti mi? Ying ve Yang... Doğu felsefesinden bir ikili. Bu iki kelimenin temsil ettiği inanç şudur: her kötünün içinde iyi ve her iyinin içinde kötü olabilir. Bu ilk bakışta çok basit bir anlam taşıyor olabilir ama aslında YingYang simgesinin de göstereceği üzere çok farklı nükteleri var. Tıpkı İslam da olduğu gibi bu inançda da bir dengeden bahsediliyor. Diyor ki herşeyde herşey dengeli olmalıdır. Sadece iyilik kötülük değil, o çok basit bir terim çünkü. Bir dost sadece kötü günde yanımda olunca bana dostluk etmiş olmaz, beni sıkıntıya sokar bu. Beni rahatsız eder. O adam benim iyi günümde de yanımda olmalıdır ki, ona teşekkür edebileyim. Onun her zaman kötü günü olamayabilir, veya benim her zaman ona yardım etme imkanım olmayabilir. Fakat dengeli bir ilişki içinde her zaman beraber, omuz omuza olunursa ancak gerçek dostluk olur bu. Fiziksel ortamda değil sadece, ruhsal ortamda da bu bu şekilde olmalıdır bence. Peki genelde neler oluyor, oraya gelelim. Genelde şu oluyor, çok erdemli olduğunu düşünen bir takım insanlar süper-kahramanlık yapıp sadece kötü günde yardıma koşunca dostluk yaptıklarını sanıyorlar. Kimileri de iyi günlerde goygoy yapıp ağızlarından köpük gelinceye kadar eğlenmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Daha da kötüleri var ama... Onlar iyi gününde bile yanında olmayı seçmiyorlar, seni itiyorlar. Sen onlara ne kadar iyilik yaparsan yap, iyi gün dostu olmayı bile beceremiyorlar. Bencillikleri, tembellikleri, nefisleri öyle zalim ki, sana iyi gün dostluğunu dahi çok görüyorlar herşeye rağmen. Bu kadar etkene rağmen, herkesin bir yapısı var. Onlar ne kadar bencil olursa olsun, ben hala değer vermeye devam ediyorum, edeceğim. Bu hamurumda var, DNA'larım bu şekilde kodlanmış Yüce Yaradan tarafından. Ne yapabilirim ki, sanırım genetik bilimi de o genleri bulup değiştirecek kadar gelişmedi. Ayrıca bunu değiştirmek de bir bakıma onlar gibi olup, kendi değerlerini yitirmektir. Bunları kendime söyleyip hayatıma devam ediyorum yıkıldüş de olsa... Lafı daha fazla uzatmadan sonuca bağlayayım artık bu yazıyı: dost dediğin nedir? kötü gün dostu nedir? iyi gün dostu nedir? ikisi bir arada iyidir, birisi olmasa iş bitiktir...
Saat 01:53 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 2 | Devamını oku
|
Nis07
Diğer kategorisine yazmışım ve 741 kez okunmuş.
Uzun uzun konuşmadan ilk olarak bu güzellikleri yaratan ve benim içime de az bile olsa bilinç koyan Cenab-ı Hakk'a şükreder, çiçek ve doğa sevgisini bana aşılayan, en iyi arkadaşım, biricik annem ve yine çiçek ve doğa sevgisini bana aşılayan, bahçede top oynatmayan biricik botanik hocam anneanneme de buradan sevgi ve şükranlarımı sunarım. 2008 baharı Emirgan korusunda nasıl geçiyor derseniz hemen tıklayın ve izleyin.
Saat 19:52 sularında yazmışım | Yorum Sayısı: 1 | Devamını oku
|
|
|
|
|
|