Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Son zamanlarda insanlar evrim evrim diye ölüyorlar, saçma sapan haberleri NTVMSNBC gibi sitelerde dahi çıkıyor. Bunlara karşı bir şeyler yazmak istedim.

Bu yaz güya interrail ile Avrupa turu yapacaktım. Pasaport aldım, fotoğraf çektirdim. Hayaller kurdum, paralar biriktirdim, millete duyurdum gidiyorum diye.

Aylarca yaptığım maddi ve manevi hazırlıktan sonra ise ne oldu? Bilinmeyen (aslında bilinen) güçler sayesinde dolar ve euro (avro değil o yuro!) fırlayıp aldı başını gitti. Sonuçta ne oldu? Aşağıda listeleyelim:

  1. İnterrail maliyeti 2000 YTL den 2600 YTL ye fırladı. (benim için negatif)
  2. 200 YTL pasaport harcı ve 10 YTL fotoğraf parası bi tarafıma girdi (benim için negatif)
  3. İthalatçının şemsiyesi girdiği yerden dolayı açılamıyor (ülke için pozitif, ithalatçı için negatif)
  4. İhracatçı göbek atıyor (ülke için pozitif, ihracatçı için pozitif)
  5. € ve $ ın anasını ağlatan güçler göbek atıyor (kimin için iyi kimin için değil bilmiyorum)
  6. Ülkedeki belli başlı yerler eğer ders aldılarsa, artık ithalata bağlı ekonomiden vazgeçilir belki diye ümit ediyorum (tamamen bir muamma)
Gördüğünüz gibi konuya elimden geldiğince polyanna açısından baktım. Umarım bu son zamanlardaki ikinci devalüasyon bize öbürü gibi bir hezimet, bir yıkım yerine yapıcı bir etki yapar da vazgeçeriz artık şu ithal mal çılgınlığından. Biraz da üretelim yahu!

Az evvel arkadaşım bana aceleyle bakmam için bir link verdi.
http://www.ufukengin.net/haber/detay.asp?hid=348 adresinde gördüğüm üzere "system of a down" adlı grup (onların adlarını özel ad olarak nitelendirmiyorum o yüzden de baş harfleri küçük) için bir fanları bir klip hazırlamış. Klip boyunca o kadar iğrenç şeyler var ki... Devamlı olarak montajladıkları fotoğrafları, nereden kaynaklandığı belli olmayan aç ve sefalet içindeki insanların fotoğraflarını yayınlamışlar. Bunun üstüne üstlük Enver Paşa, Ahmed Celal Paşa ve en önemlisi Atatürk için katil, yalancı, şeytan ifadelerini kullanmışlar.

O kadar iğrenç şekilde saldırıyor ve yara sineği gibi ifadelerde bulunuyorlar ki, insanın midesi kalkıyor. Sinirlenmiyorum ama ben bunlara. Ermenilerin eline o malzemeleri veren, onların bu haltları yemesine izin veren biziz. Anlaşmaya göre Doğu Anadolu bölgesinde belirli yerlerde hangi milletin nüfusu daha fazlaysa o millet o bölgenin sahibi olacaktı. Sırf bunun için ermeniler binlerce atamızı katlettiler orada. Terörizmi bırakın, normalde başta yanımızda olan bu insanlar bizi arkamızdan vurdu savaşın ortasında.

İşin acı yanı nedir biliyor musunuz? Bizim sesimiz çıkmıyor bu haklı davamızda! Hiçbir Allah kulu çıkıp da gerçekleri anlatmıyor, hiç bir yerde "anti-sözde ermeni soykırımı" yönünde çalışma olmuyor, olsa da yankı bulmuyor. Hiç bir yerde yürüyüşler düzenlenmiyor asıl bizim yaşadığımız soykırım için.

Ve sonra da diyoruz ki onlar yalan söylüyorlar haksızlar. Böyle yaparak onların haksızlığını kanıtlamamız mümkün olamaz. Bu konuda çalışmalar artar inşallah. Yoksa bu sinekler etrafımızda vızıldayıp bize çıban bulaştırmaya, bizi rahatsız etmeye devam edecekler.

Uyanmamız dileğiyle...

Son zamanlarda yaşadığım çağı, içinde bulunduğum zamanı sorgular oldum. Bulunduğum mekanlar, birlikte olduğum insanlar beni o kadar soyutladı ki buradan, bunaldım yine. İnsanlar yeni icatlarda bulundukça, kendilerince geliştikçe, aslında ilkelleşiyorlar.

Örneğin metropoller: kalabalığın içinde yanlız olmak değimi bu kavram ile ortaya çıktı. Birbirini tanıyan ama selam vermeyen komşular. Birbirini yılda bir gören ve aynı şehirde oturan yakın akrabalar. Kalabalığın kaotik halinden yararlanarak her kötülüğü kendine mübah sayan iğrenç insanlar... Bende gerçekten de kötü hisler uyandırıyor gidişatımız konusunda bu durumlar.

Bir başka boyutta aile yaşamı: Eskiden tanıyıp evlenme diye bir şey yokmuş. Şimdiki gibi insanlar "Ben tanımadığım birisiyle evlenmem" demezmiş. Tamam, tanışırlarmış, herşey kız veya erkeğin gönlüne kalırmış ama görücü usulü denilen şey bize ne kadar ilkel gelse de sanırım en doğru çözüm. Eskilerin bir bildiği varmış ki o yöntemi uygun görmüşler. Şimdi ise insanlar güya sevdikleri, beğendikleri, kendilerine layık gördükleri kişilerle evleniyor da ne oluyor. Boşanma oranları tavanlarda geziyor. İngiltere'de her 4 çocuktan bir tanesi babasız büyüyor. Sonra da bunun adına medeniyet deniliyor.

Ha bir de ahlaki çöküntü var: Kızlarla oğlanlar arasında bir sınır, bir perde kalmamış vaziyette. Öyle ki, eskiden erkeklerin bile aralarında konuşmadıkları kadar mahrem konular şimdi oğlanlarla kızlar arasında geyik konuları olarak dönmekte. Zinayı hafife alanlar almış başını gitmiş denecek kadar çok. Her yerde bir "daha nasıl açık giyinebilirim" yarışı var. Önce açık saçık giyinirler, sonra karşı taraf bir fiilde bulununca bağırır çağırırlar.

Ayrıca bir de haramın, haksızlığın her yere girmesi, herkesin kanına karışması konusu var. O kadar kötü bir durumdayız ki, faiz en müslümanım diyen adamın bile günlük işlerinde gözünü kırpmadan yaptığı rutin bir işlem olmuş.

En son olarak da insanların çevrelerindeki Allah'ın yarattığı şeylere zarar verme çabaları... Bu öyle bir hal almış ki, bırakın diğer insanlara karşı düşüncesiz davranmayı, içinde yaşadığımız güzelim dünyayı bile harap bitap bir hale getirmeyi başardık. NTVMSNBC de hergün öyle kötü haberler okuyorum ki, ağlayasım geliyor. Çocuk yapma konusunda endişelerim var. Çünkü 2050'de hayvan ve bitkilerin 4 te birinin tükenmiş olacağı bir dünyaya onları getirmek gibi bir lükse sahip miyim diye düşünüyorum hep.

Umarım endişelerim yersizdir diyorum ama bunları kuruntu olarak getirmiyorum aklıma. Bunlar sadece gözlemlerim sonucunda vardığım yerler. Umarım durum daha da kötüye gitmez, Allah hepimizin sonunu hayır etsin.

İlginç, insan eğerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 milyon ile mağazadan birşey almaya gitse alacak birşey bulamaz...

İlginç,insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir...

İlginç, bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç dk uzaması hiç de hoşuna gitmez...

İlginç,insan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği birşeyi inat ederek hemen kabullenmez...

İlginç,insan modayı her an takip eder ama Peygamberimiz (s.a.v) sünnetini moda gibi bilmez veya bilsede uygulamaz...

İlginç,insan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun için çabucak geçer...

İlginç,insan namaz kılarken,ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde İslamiyet'i düşünmekten kaçınır...

İlginç,insana bir sureyi veya surenin anlamını okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır...

İlginç, insan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarfeder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarfetmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyim diye son sıralarda olmak ister...

İlginç, bir ayet yada hadis ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi top 10'da olan şarkıların hepsini ezbere bilir...

İlginç,insan ajandasında bir İslami toplantı için zaman bulamaz ama dünyalık işler için çok zaman bulur.

İlginç,insan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever...

İlginç, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hiçbir şey
yapmadan...
Sizce de ilginç, değil mi?

İnsanların dengeleri ne kadar da bozulabiliyor veya yerine gelebiliyormuş meğer. Geçenlerde tam dedim ki "Gene dibe battık, bu sene de dersler beter", evvel gün bir şeyler oldu. Benim matematikten hiç ümidim yoktu. Diğer dersler de ondan dolayı güme gidecek diyordum. Derken cuma günü notları topladım, cumartesi de matematiğe çalışmaya başladım.
Bir baktım ki, çözdükçe çözebiliyorum. Kafam basmaz sandığım bir çok soruyu kotarabiliyorum. Gaz geldi. Az ama öz çalıştım şu iki gündür. Cuma günü bulutlu bir hava hakimken içimde, bugün gayet neşeli, temiz, güneşli bir hava var aklımın kubbesinde.
Aslında burada gördüğüm şey, insanın ne kadar kolay büyük karamsarlıklardan uzaklaşabildiği. Bir işi yapmadığım zaman, o iş büyüyor, büyüyor, tüm beyin hücrelerimi meşgul eden, omuzlarıma kilolarca yük getiren bir hale geliyor. Fakat ne zaman o iş konusunda bir şeyler yapıyorum, çaba gösteriyorum, o zaman herşey çok daha güzel görünmeye başlıyor önümde.
Belki de "bu bildiğimiz şeyler" diyorsunuz ama gerçekten de insan çalışmalı. Boş durmamalı. Kafanız bozuksa kendinizi anladığınız bir işe verin. Veya bir işten anlamak için uğraşın. Dağıtın fikrinizi, başka bir şeylere yoğunlaşın. Asla statik düşünmeyin. Asla statik kalmayın. Devamlı yeniliklere açık olun, yosun tutmayın. Bu şekilde akıl sağlığınızın kullanım ömrü daha uzun olacaktır :)
Unutmayın: İşleyen demir ışıldar!
Arkadaş ortamlarında en nefret ettiğim tipler:
  1. Başkalarını bozarak karizma yapmaya, ortamda komik adam rolü oynamaya çalışanlar: Bu tipler genelde egolarını tatmin etmek, kızların gözünde de imajlarını "komik şahsiyet" yapmak için başkalarını malzeme yaparlar. Bu tipler acınasıdır.
  2. Yaptığın espiriyi batıran, seni g.t eden tipler: Bir espiri yaptığında o espirinin hiç de komik olmadığını söyleyerek dikkat çekmeye çalışan veletler.
  3. Lafının arasına girip konuyu değiştirenler: Tam sen hızını almış bir şey anlatırken, lafın arasına "zıp" diye girip konuyu değiştirirler. Bunları anlamam, kör ve sağır gibidirler. Biraz salaktırlar.
  4. Birisini hedef alan tipler: Herkes konuşur, adam susar. Senden kıl kapıyor ya, sen bir şey deyince "Blöaağğhhh" diye kusar sana. Herkesin gözü ayrılır. Bu tipler en aptalı, en eblehi en acınasıdır ortamların.

İşte bu tip insanlardan nefret ediyor, onlara acıyorum.


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz