Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 
60 ların büyüsünü siz de özler misiniz bazen? O yılların ışıltısı, GOLDEN AGE denilen çağın insana verdiği kalite ve huzur duygusu... Ben bazen çok arıyorum o yılları ve anladığım kadarıyla bunu bulabileceğim en iyi adres müzikler yine.
Bugün Taksim'de kitap ve müzik satan bir dükkana girdim ve orada çalan şarkılar o kadar hoşuma gitti ki, hemen sordum albümün ne olduğunu. Albümü gösterdiler, 3 cd den oluşuyordu ve biraz tereddüt ettim açıkçası. Ama fiyatını görünce dumur oldum (15 YTL idi) ve hemen aldım.
Mavi Işıklar'dan tutun da, Siluetler'e, Cahit Oben'den İlham Gencer'e bir çok sanatçının 56 unutulmaz şarkısını koymuşlar. Çıldırdım resmen. Sitenin Dosyalar bölümünde bulabilirsiniz albümleri. Şarkı listeleri de açıklama bölümünde mevcut.
 Film Adı: Yüzüklerin Efendisi
 Çıkış Yılı: 2001, 2002, 2003
 Yönetmen: Peter Jackson
 Oyuncular: Ian McKellen (Gandalf), Viggo Mortensen (Aragorn), Elijah Wood (Frodo)




H
akkında çok konuşuldu, çok yazıldı, rekorlar kırdı, hayallere başlangıç verdi, kimilerini de kızdırdı bu film serisi. Orijinali kitap olan Yüzüklerin Efendisi üçlemesini sinemaya, Peter Jackson uyarladı.
Filmin hikayesi iyi ile kötü arasında ezelden beri gelen bir savaş ve bu savaşta rol oynayan, hatta savaşın kaderini tamamen etkileyen küçük insanların, bir yüzüğün, bir büyücünün, bir kralın, bir elfin, bir cücenin macerasını işliyor. Şahsen kitabını defalarca okumuş ve sindirmiş biri olarak, eserin fanatiği sayılabilirim. Tolkien'in dehası ve muazzam emeğine, kim görse saygı duyar kuşkusuz. Fakat iş sinemaya uyarlama konusuna gelince orada durmak lazım. Çünkü kimi filmlerin sinemaya uyarlanması kolay kimilerinin ki ise zordur. Bu eser ise ikinci türe giriyor.
Peter Jackson, kitabın fanatiklerinden ve fantastik öğelerden hoşlanan bir yönetmen. Kitabı almışlar, güzel güzel senaryoya uyarlamışlar. Ama, aması var. Benim gibi fanatikler için olmazsa olmaz denilecek çok büyük eksiklikler, kırpmalar, gereksiz değişiklikler ve saireler var malesef üçlemede. Örneğin Merry ile Pippin'in bacaksız veletler gibi gösterilmesi, Bilbo'nun Shire'dan ayrılmasından sonrna geçen zamanın yansıtılması, Moria'daki savaşta yapılan abartılar... Bunlar genelde insanların dikkatini çekmek için yapılmış fakat bana kalırsa hiç de gereği olmayan, hatta insanı sinirlendiren değişiklikler. Bir hikayenin kırpılmasını anlarım. Sonuçta bu Hollywood yapımı bir film; ama hikaye üzerinde, hele ki böyle bir yapıtın üzerinde gaddarca oynamalar yapılması, hiç de affedilir değil bence. Çünkü üzerinde tam 20 yıl emek harcanmış, bunca fanatiğe sahip, bunca güzelliklere sahip bir eserin değiştirilmesi akıl karı değil bence.
Filmin seslendirmeleri, görüntüleri, karakterler tamı tamına olmuş bence. Her ne kadar orkları pek yapamadıklarını düşünsem de, diğer ırklar, vesaireler çok güzel oturtulmuş.
Ne olursa olsun, sadece adının hatrına ve aksiyonun hızı hatrına izlenmeye değer bir film. Ama eğer bir fanatikseniz, sinirlenmeye hazır olun!
 Film Adı: Terminal
 Çıkış Yılı: 2004
 Yönetmen: Steven Spielberg
 Oyuncular: Tom Hanks, Catherine Zeta-Jones




B
ana kalırsa her şeyde olduğu gibi sinema piyasasında da kapitalizmin etkileri çok ağır bir şekilde işlemekte. Bu sebepten dolayı genelde aceleye getirilmiş, furyaya uyulup çekilmiş veya kalitesiz çekilmiş bir çok filmle karşılaşır olduk. Fakat hala, öyle oyuncular ve yönetmenler var ki, kaba tabirle "babam çıksa yerim" diyeceğiniz yapıtlara imza atıyorlar. Bunlardan bir tanesi de Tom Hanks'tir kanımca.
Özellikle dikkatimi çekmesinin sebebi ise çok basit: Forrest Gump, Yeşil Yol (Green Mile), Yeni Bir Hayat (Cast Away), Sıkıysa Yakala (Catch Me If You Can) gibi yapıtların başrolünde oynadı ve oyunculuğuyla beni o kadar etkiledi ki, adeta takipçisi oldum diyebilirim. Yine, yakın zamanda izlediğim bu film ile beni şaşırtmadı ve başarısını biraz daha perçinledi.
Filmin konusu şöyle: Viktor Navorski isimli, Rusya yakınlarındaki küçük bir ülkeden gelen bir adam, tam uçaktayken ülkesinde inkılap hareketi başlıyor ve ülkenin siyasi konumu değiştiği için Amerika Navorski'nin vizesini tanımaz. Bu olaydan sonra çok uzun bir süre havaalanını kendine mesken edinen Navorski, orada uzun bir süre kalır ve filmde başına gelen olaylar anlatılır.
Oyunculuk olarak zaten Tom Hanks tek başına yetiyor. Güzel yıldız Catherine Zeta-Jones da güzelliği ile büyülüyor ama filmde çok göze çarpan bir şey yaptığını söylemek zor. Viktor'un hasmı, havaalanı müdürü Frank Dixon da oyunculuğunu konuşturmuş ki, nefretimi uyandırmayı başardı.
Filmin diğer bir dikkat çeken yanı ise, yönetmenin Spielberg olması ve filmin konusunun gerçek olması.
Vel hasıl-ı kelam, oyuncular başarılı, çekim başarılı, fikir gerçek ve başarılı, geriye bana film için 5 üzerinde 5 yıldız vermek düşüyor. İyi seyirler.

Oyun Adı: Ignition
Yapımcı: Virgin Interactive
Yapım Yılı: 1997

Hadi biraz eskilere dalalım ve 1997 den kalma bu güzelim oyunu inceleyelim.

Oyun 3 boyutlu zamanına göre çok güzel grafiklere sahip. Hatta şu anın Reflexive Interactive oyunlarından da iyi denebilir aslında. Oyun bir yarış oyunu. Birbirinden farklı bir sürü araç ve yol var. Ayrıca her aracın çalıştırınca enteresan bir ses çıkaran BOOST özelliği var.

Eğer dolmuşsa, kullanıldığında arabanızın kısa bir süre adeta nitro ile şaha kalkmasına yarayan boost özelliği, kritik anlarda çok işinize yarıyor. Kullanıldığında çıkan arabaya özel efekt ise çok harika.

Championship seçeneğinden turnuvaları kazanarak yeni yolları ve arabaları açtığınız oyunda çok neşeli bir atmosfer var. Araçlarla aranızdaki çekişme de çok eğlenceli ayrıca.

Sonuç olarak benim hala arada bir açıp oynadığım, Hamachi sayesinde netten de arkadaşlarla multi attığım bir oyun Ignition. Arada bir kafanızı dağıtmak ve ferahlamak, neşelenmek için birebir...

Oyuncular: Yılmaz Erdoğan (Asım Noyan), Tolga Çevik (Süpermen Samet), Demet Akbağ (Nuran Ocak), Altan Erkekli (Yusuf Ziya Ocak), Özgü Namal (Umut Ocak), Cem Yılmaz (Müslüm Duralmaz), Başak Köklükaya (Nergis), Erdal Tosun (Üzeyir Kavak), Ebru Akel (Nilüfer), Berfin Erdoğan (Nazlı), Tuncer Salman (Tugay Selimoğlu)
Senaryo: Yılmaz Erdoğan

Hadi bakalım, ilk olarak yeni bir filmden başlayalım incelemelere. İlk filmimiz olan Organize İşler, piyasaya sürülürken büyük hatalar yapılan bir film. Bence bir komedi filmi olmamasına rağmen insanlara öyleymiş izlenimi verdiler. Sonrasında da benim gibi bir sürü insan filme girip "bu muyduuu???" diyerek çıktı.

Film konusu üç kağıtcı adamlarla bir komedyenin ve bir ailenin hayatının kesişmesi şeklinde. Buraya kadar her şey normal. Film başlıyor, bakıyoruz. Çekimler güzel. Renkler çok harika. Kamera çok başarılı. İstanbul'un en güzel günlerinde çekilmiş adeta. Hele Polenezköy bir harika. Görsel bakımdan kusur yok filmde.

Ses ve müziğe gelince, müzikler çok seçkin kişiler ve gruplarca icra edilmiş olduğu için harika ve canlı çekime rağmen çok güzel sesler var. Ses konusu da tamam.

Gelelim filmin işlenişine. Film genel olarak hareketli sayılır. Devamlı bir olay oluyor ve bir yerlerden bir yerlere gidiliyor. Komik sahneler mevcut. Fakat, film komedi filmi gibi gösterildiğinden dolayı insan çok büyük beklenti içinde giriyor sinema salonuna. Espiri kıtlığı buna eklenince film doyuruculuktan çok uzak kalıyor malesef. Filmin birkaç can alıcı espirisi dışında çok zayıf bir atmosfer mevcut o açıdan. Ayrıca filmde kimi olaylar var ki, neyin nasıl olduğunu anlamak mümkün değil ama onları da açık açık anlatırsam izlemenizin bir anlamı kalmaz.

Bu gibi ayrıntıların dışında konusu çekimleri ve tekniği çok iyi bir film bence. Komedi değil de drama, aksiyon diye giderseniz bence memnun kalırsınız. Ama çok şey beklemeyin.


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz