Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Çocukken dayımın oğlu Emre ile çok vakit geçirirdim. Bilmem neden? (Belki de üst komşumuz olduğu içindir )

Her neyse, o günlerden enteresan hatıralar parça parça ikimizin de kafasında kalmış olacak ki, geçen gün birden bu konulara daldık. Meğer neler yapmışız :) Buyrun size bir kaç örnek:

  • Kuzenimle Coca-Cola'nın reklam müziğini BokaKola diye değiştirip, saçma sapan şeyler söyleyim sonunda da öğğğğk diye bir ses vererek saatlerce 5x5 metrelik bir alanda bisikletlerle (BMX) daireler çizerdik.
  • Bir gün Mazıcıoğlu Et Lokantası'na gitmiştik. (Sahibi akrabam olup şimdi millet vekilidir, ona göre) Hemen kapısının önünde plastik alet edevattan bir çocuk parkı vardı. Kuzenle ikimiz de tosun adamlardık, "Antep Halliği" denilen cinsten Karşı karşıya bir tahterevalliye oturduk. Normal bir şekilde sallanırken ben birden öyle bir şiddetle oturdum ki, bir baktım havadan bana doğru bir adet Emre süzülüyor. Gerçekten de unutulması zor bir andı
  • Benim Esprit marka yarım bir saatim vardı. Orijinal birşeydi, gözüm gibi bakardım. Bir gün Caner Sports Center'da yemeğe gittik (Evet spor merkezinde kebap yiyor antepliler, ben ne yapim?) Derken salıncaklara geçtik yemekten sonra. Kuzen beni öyle bir salladıki sırt üstü yere düştüm ve o anda saatim bir daha düzelmeyecek şekilde çizilmişti, içim çok burkulmuştu, ühü
  • Emre beni çaktırmadan dürter, laf sokar, gıcık ederdi. Ben de onu ulu orta çimdikler veya tekmeler azar işitirdim.
  • Bir keresinde Emre'nin bisiklet tekerine çomak sokmuştum da çocuk neredeyse bir Haci Murat tarafından eziliyordu. Olay sonucunda Emre 1 hafta ev hapsi cezası aldı
  • Emre'nin yeşil bir Bianchi vitesli bisikleti (12 vites), benim de bir kırmızı sünnet hediyesi BMX'im vardı.
  • Yan apartmandan komşumuz Büşra ve ablası Şeyma vardı. Şeyma Salih dayımı öpüp saatlerce bisikletine binerdi
  • Salih dayım inanılmaz bir şekilde topu öyle bir dikerdi ki, her seferinde 5 katlı binanın çatısını geçerdi, bazen de çatıda kalırdı
  • Bir keresinde Emre ile kartinge gitmiştik. Ben öndeydim, virajdan döndükten sonra biraz yavaşladım, Emre ise hiç yavaşlamadan geldi ve benim arabamın arkadan üzerine çıktı. Kafamı kaldırdığımda baş hizamın biraz üzerinde biten demir koruyucuya takılan Emre'nin arabasını dönerken görüyordum. Evet, Emre bir karting arabasıyla benim arabamın üzerinde dönüyordu, başımın 15 santim üzerinde
  • Emre counter-strike (kantır) oynamak için yufka yürekliliğimi kullanırdı. Ayakkabılarımı boyar ve beni anne azarından kurtarırdı, ben de ona "hadi hak ettin, gel bakalım kantır oyna biraz bende " derdim.
  • Kantıra kendimiz seslendirme yapmıştık. "Go go go" yerine "El-hücuuum, Allah Allah Allah", "Bomba atıyorum" yerine "Adnan osurdu!", AWP sesi yerine geğirme gibi ilginç modifikasyonlar yapmıştım.
  • Çok fazla oyuncağı olan küçük kuzenim Murat'ı her fırsatta sessiz bir yere çekip, "oyuncaklarını niye kırıyorsun, kıymetlerini bil şerefsiz" diyerek fırçalardık. Adamda kırmızı Power Ranger, debelenerek yüzen bir ekşın men, dağlara taşlara tırmanabilen bir monster truck uzaktan kumandalı araba ve daha niceleri vardı.
  • Bayramlık harçlıklarına gidip yarısı sulugöz olmak üzere 100 tane sakız alırdık, bir de ağızda patlayan o garip şekerleri
  • Emre'nin bir karting arabası vardı, 3 beygir gücündeydi. Küçük kuzen Murat, bir gün bu arabaı herkesden habersiz alıp sürmeye kalkmış, dayımın jipinin arkasına bindirmişti. Bereket versin ki, jipin arkasında yedek lastikten dolayı çıkıntı vardı, yoksa çocuğun boynu kopardı vallahi. Biz şokta çocuğu kurtarırken yengem bayılıvermişti
  • Bir keresinde bendeki plastik mermi sıkan havalı tabancayla bir kediye ateş etmiştim ve 3 metre yükseklikteki tellere temas etmeden öbür tarafına atlamıştı hayvancağız. Emre ise bu olayda sadece gülmüştü.
  • Yine aynı silahı Emre'nin anneannesinin memleketi olan Kilis'e götürmüştük bir gün. Evin çatısına çıkıp akşam akşam oraya buraya ateş ediyorduk. Derken oranın ünlü taşıtı 103 modeli motorsikletle (kuru fasülyeyle çalışıyormuş gibi ses çıkarırdı bunlar) iki adam geçiyordu. Emre aldı tabancayı ve bir mermi sıktı, nasıl olduysa adamın boynuna isabet etti plastik mermi ve adamdan "Aahh" diye bir ses geldi aniden. Kendimizi duvarın arkasına attık can havliyle ve saatlerce olayı tekrar tekrar anlatıp güldük

Şu sınavlar insanı ilginç ruh hallerine sokuyorlar. Biri bitiyor, diğeri başlıyor, bazen bitmeden öbürüne giriyoruz, bazen aynı anda iki sınav veriyorlar... Bir yerden sonra insanın beyni bulanıyor. Normalde küfürler sallaması veya sinir harplerine girmesi gereken yerde, garip şeyler hayal etmeye başlıyor.

Facebook'daki arkadaşlarım sağolsun, çok komik bir ileti göndermişler. İzleyelim

İnternetin (ve tabi ki Microsoft amcamızın) en güzel nimetlerinden biri olan MSN Messenger, benim neredeyse aralıksız takıldığım bir ortam. İşim ve kişiliğim gereği devamlı olarak listeme bakıyorum, kim var kim yok, beklediğim şahıs geldi mi, kim ne yapıyor kontrol ediyorum.

Bunlar hepimizin yaptığı sıradan şeyler değil mi? Bu sıradansa, başka sıradan bir şey daha keşfettim MSN de: MELANKOLİK MSN SAKİNLERİ! Çoğunluğunu kızların oluşturduğu (%90 oranında diyelim) bu insanlar, isimlerinin yanına çilekeş kamyon şöförlerini bile geride bırakacak ilginç şeyler yazıp beni her geçen gün daha da dumura uğratıyorlar. İşte bu ilginç iletilerden bazıları

Bugün Youtube da dolaşırken bulduğum bir video. Pixar'dan babam çıksa yerim arkadaşlar.

Not: Sondaki domuzun ifadesine dikkat!

 

Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam  yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. Üzerinde -Babama- yazıyordu.

Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu: Sevgili baba; Sana bu satırları derin bir  pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim.

Gerçek tutku  ve aşkı ben Joanla buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri,derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk... Baba Joan hamile! Joanın dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Joan benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacağız. Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDSin çaresi bulunsun ve Joan sağlığına kavuşsun diye.. O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor.

Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım  ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin.

Oğlun Cihad.NOT: Baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. Ben Mehmet'lerdeyim. Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim.

Tek kelime ile harika bir skeç olmuş. Koptum gülmekten Gülen


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz