Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Apple'ı zengin eden ünlü iPod'u bilmeyenimiz yoktur heralde. Tabi ki son yıllarda çıkan özellikle de iPod Nano modeliyle anılmaya başlayan 'çizilen' iPod'lar çoğumuzun malumatıdır. Apple aldığı şikayetlerden gıcık olmuş olacak ki, yeni ürünü iPod Touch'da bir değişiklik yapmış. Çizilmediği iddia edilen bu cihazı bir arkadaşımız da kalite kontrol testine tutmuş. İzleyelim.

Geçenlerde internette dolaşırken .info uzantılı domainlerin 1$ a düştüğünü gördüm ve fırsat bu fırsat birkaç alan adı aldım. Bunlardan bir tanesi de www.fotodepo.info idi. Hemen www.freewebdot.com dan açtığım bir ücretsiz hesap ile hemen açtım siteyi. Bir galeri script i kurdum. Ardından da şimdiye kadar çektiğim, çekildiğim tüm fotoğraflarımı yükledim.

Şimdi her galerinin ilgili üyeler tarafından görülme imkanı var. Aileden insanlar kendi fotoğraflarını, Marmara dan arkadaşlar kendilerininkini, Sungur çetesi kendilerininkini...

Çok güzel oldu hakkaten de ya :)

Şimdi görmemişin bir RSS i olmuş filan diyeceksiniz, ama durum cidden bu raddeye geldi sonunda. Altı üstü sitemden RSS desteği vermek istedim ve rss.asp adında bir dosyaya database den veri yollamak istedim.
Ulan bu kadar mı uyuzmuş bu XML ve RSS olayı, bu kadar mı mıymıntı, bu kadar mı kerkenez, asosyal ve şişkoymuş bu meret? Salak kodlar devamlı hata verdi ve adaşım Burak ile saatlerce uğraştıktan sonra o çözdü olayı. Sonunda bağıra bağıra söyleyebilirim:
BU SİTEDE RSS VARDIR!!!
Son zamanlarda can sıkıntımı ve kafa bozukluğumu  programlama yaparak gidermeye çalışıyorum. Böyle zamanlarda aslında insanın aklına daha iyi fikirler de geliyor hakkaten. Bunlardan birisi de Not Defteri diye adlandırdığım bir script.
Dün gece başladığım ve inşallah yakın zamanda bitecek olan script, bir online defter aslında. Peki ne yapar bu defter? Şunu yapar:
1. Not Tutar: Mesela kendi bilgisayarınızdan başka bir bilgisayardasınız ve önemli bir yazı var, bunu diskete flashdiske cd ye filan basmak hem zahmetli, hem de her zaman mümkün olmayacağından, Notlarım bölümüne girerek, karşınıza çıkan Word benzeri arayüz yardımı ile yazınızı gönül rahatlığıyla internette bulundurabilir ve istediğiniz başka bir bilgisayardan her zaman ulaşabilirsiniz.
2. Linklerinizi Saklar: Diyelim ki söz konusu "başka bir bilgisayar"da internette geziniyorsunuz. Derken bir site buldunuz ve bunu bir kenara not edip sonra tekrar girmek istiyorsunuz. Burada hemen Not Defterinizi açıyorsunuz, Linklerim adlı bölüme giriyorsunuz ve linkinizi ekliyorsunuz. Anında diğer linklerinizin yanına eklemiş oldunuz. 7/24 her yerden ulaşabilirsiniz linklerinize.
Sizce de güzel bir fikir değil mi? Basit ama etkili bir şey olacak bence. Bakalım, göreceğiz.
Sitenin demo sayfasına http://www.defterim.net/ adresinden bakabilirsiniz.
Tasarımcılık, bana kalırsa büyük ölçüde Allah vergisi, biraz da tecrübeye bağlı yeteneklerin kullanımına bağlı olan bir sanattır. Plana değil, rastlantılara daha doğrusu isabetlere dayalı bir oluşumdur. Öyle ki, kâh bakarsınız günlerce uğraştığınız tasarım çok sönük kalır, ama arkadaşınıza bir iki Photoshop numarası göstereyim derken 5 dakika içinde çok güzel bir tasarım yaparsınız.
Kimi zaman tekniğiniz ne kadar ileri, ne kadar yoğun olursa olsun, insanların gözüne soğuk gelen, garip bir şey yaparsınız. Kimi zamansa o kadar basit bir tasarım yaparsınız ki, korkarsınız yayımlamaya. Fakat insanlar görünce onun sadeliğinde güzelliği keşfederler ve çalışmanızı öğerler.
Tasarımda ne kadar rastlantılar/isabetler ön planda olursa olsun, takip ettiğim bazı kaidelerim de mevcuttur pek tabi ki. Örnek verecek olursam:
  1. Göze batmayan, itmeyen bir tasarım olmalı
  2. Renk uyumu çok önemlidir. Eğer renk uyumu konusunda rahatsızlık çekiyorsanız, zevkli bir bayandan fikir alın, belli bir süre sonra bayanlar sizden fikir almaya başlayabilir ;)
  3. Farklı olmalıdır. Daha önce denenmemiş bir şey, veyahut olabildiğince sade ama işlevsel; yahut göz alan ama işlevsellikten biraz daha uzak bir site olmalıdır. Yani ya göze ya da gönle hitap etmelisiniz. (Her ikisini de başarırsanız bunları okumanıza gerek yok)
  4. Amacına hizmet etmelidir. Örneğin bir otomotiv firmasının sitesini alacalı bulacalı göz alıcı ama esnek olmayan bir tasarımla yaparsanız bu size artı değil eksi puan gösterir. Ya da bir kozmetik firmasına yazı tabanlı bir site yaparsanız aldığınız paralar helal olmaz.
Eğer bu kaideleri esas alırsanız, başlarda pek başarılı olmasanız da, kopya çekseniz de, zamanla çok geliştiğinizi göreceksiniz. Ayrıca, denemekten asla korkmayın. Çizimlerinizde ve yerleştirimlerinizde asla çekingen davranmayın. Aksine olabildiğince özgür düşünün, kurallara çok sıkı bağlanırsanız tıkanırsınız. Başarılı olmanız dileğiyle...

İnsanlar acaip tembel ve hımbıl yaratıklar oldukları için, işlerini kolaylaştıracak bir şeyler bulmaya çalışırlar. Bunun adına teknoloji denir.

Biz insanlar, güya işimizi kolaylaştıracak birşey için aylarca kafa patlatırız, onun üzerinde çalışır, onu deliler gibi geliştirmeye çalışırız. Tabi hepimiz böyle değiliz, çok küçük bir bölüm (bilimadamları ve teknikerler) inekler ve sırf egolarını tatmin etmek için bu işi yaparlar, biz de onlara para veririz.

Bu çalışmaların meyveleri de güzel olmuyor değil hani. Mesela son yıllarda tam bir yaşam tarzı, bir stil olan iPod çılgınlığı. Bir önceki jukeboxım Creative Zen Xtra yı sattıktan sonra aldığım iPod Photo ile neden böyle bir çılgınlığa sebep olduğunu anladım bu meredin.

Makina o kadar kibar ve tarz bir şey ki, adeta değerli bir elmas gibi bakıyorsun (En azından ben öyle bakıyorum). Eski cihaz tam bir takozdu, ondan sonra böyle narin ve şık bir cihaza geçmek hakkaten de hoş bir duygu. Makine aynı zamanda fotoğrafları da gösterdiği için bu beni daha da zevklendiriyor.

Kısacası Apple şu anda oturduğu tahtı hakediyor. Fakat onu kıskanan firmalar da boş durmuyor. Mesela Sony Apple'a karşı bir şeyler başarmak için ıkınıp duruyor, keza Creative de aynen öyle. Fakat ne oluyor, erken kalkan yol alır misali hepsi Üsküdar'a doğru debelenirken Apple Concorde'unda konforlu bir uçuş geçiriyor.

Son birkaç senedir sık sık karşıma çıkan haberler kafamın karışmasına neden oluyor arkadaşlar.

İlk önce gördüğü dizilerden (Power Rangers) etkilenip kendisini uçmak için gökdelenden atan çocuk mu dersiniz, Duke Nukem daki bir sahneyi gerçekleştirmek için ailesini biçen genci mi dersiniz...

Fakat dikkat ettiyseniz bunlar genelde yabancı ülkelerde, özellikle de aile terbiyesi ve korumasının pek sıkı olmadığı yerlerde gerçekleşiyor. Şahsen ben bir kez bile oyunlarda gördüğüm psikopatça kan içeren sahnelere özenmedim. Özenenleri de ruh sağlığı açısından sağlıklı görmüyorum. Düşünsenize, "ben metrikisim" diye herif zıplıyor uçmak için :) Var mı böyle bir mantık yahu?

Haberlerin manşetleri şöyle:

  • Duke Nukem oyununu oynayan çocuk, sahneyi canlandırmak için ailesini öldürdü.
  • Kendisini Power Rangers sanarak kendisini 50. kattan attı.
  • Kendisini ... sanan ... 3 kişiyi öldürdü beş kişiyi yaraladı. Kaziantep'te meydana gelen olayda, katil zanlısı közaltına alındı, sonra geri salındı.

Alın size saçmalıklar. Buyrun siz karar verin. Ben çocukluğumdan beri oyun oynuyorum ama kimseyi öldürmedim ama elin yabancısı gidip ona buna saldırıyor uçmaya çalışıyor. Çıkmış bu dünyanın çivisi...


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz