Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Geçen cuma günü Çanakkale turuna çıktık valide hanımla 2 günlüğüne ve pazar akşamı döndük yorgun argın. Güzel turdu, ona laf yok. Ertesi gün de ne mutlu ki 9 aydan sonra ilk defa Gaziantep'e geldim. Salıdan beridir buradayım ve özlediğim bir çok şeye kavuştum çok şükür. Hiç bir şikayetim yok. Fakat nedense içimde bir huzursuzluk, bir rahatsızlık kaynayıp duruyor. Bir şeyler ters gibi geliyor hep.
Nedir beni rahatsız eden? Vicdan mı? Hayır, çünkü kötü birşey yapmadım. Dersler? Hayır, vizeler bitti. Sadece matematik kötü, onu da çalışıp halledeceğim Allah'ın izniyle. Peki ya başka ne olabilir ki beni rahatsız eden? Neden böyle oluyorum? Acaba hep birşeyler beni rahatsız ettiğinden alıştım da mı böyle yapıyorum. Bilemiyorum açıkçası. Ama böyle devam ederse sonum kötü. Kafayı yemek üzereyim vallahi. Ne olur birileri bana bir rahatlama yolu önersin!!!

Tam herşey ters gidiyor gibi düşünürken ben, gene Allah bugün elimden tuttu vallahi :D Dün ki iki sınav faciasından sonra (Allah o matematikçinin müstehakını versin) bugün ilk olarak sınavım iyi geçti. Ardından az evvel Chip dergisinden bir mail geldi.

Mailde Chip'in 10. yıl çekilişlerinin sonuçlarının yayınlandığı adres vardı. Tıkladım, bir baktım ki adım var asil kazananlar listesinde! Bir adet Wireless modem kazanmışım!!! Sayın Bülent dayıma duyurulur buradan ehehe :D O da her gelişinde kendi notebook'u ile bağlanmak istediğinde "wireless modemin niye yok ülen :hnz" diye bana kızardı. Başka ne isteyeyim güzel Allah'ım senden :)

Bugün sabah gayet dinlenmiş ve şoke olarak kalktım. Arkadaşım cep telefonumu titretmiş ve telefon da dibimde olduğu için beni bayağı bir korkutmuştu.

Bir kez daha Allah'a şükrettim. Ameliyat yaramış, burnumdan solur halde kalkmıştım. Ağzım kokmuyordu, midem yanmıyordu. Çocukluğumdan beri ilk kez 1 aydır burnumdan soluyordum sonuçta...

Sonra okula gittim. Kantine girdim, kimse yoktu. Biraz canım sıkıldı bu duruma. Sonra dışarı çıkıp güzel güneş ışığı altında bahçede oturdum. Dostum Gökhan'ı aradım, bol bol güldük. Biraz daha moral depoladım. Derken bir bayan arkadaşım karşıdan komik bir şekilde "ceylan edasıyla" sekerek geldi. Ona da koptum. Sonra kantine girdik. Bir şeyler içtik. Akabinde bir sürü arkadaş da damladı okula.

Tüm gün boyunca oturup güzel şeylerden konuştuk. Birbirimizin problemleri hakkında konuştuk. Akıl verdik ve aldık. Gün sonunda okuldan eve geldiğimde "ne güzel bir gün bu" deyiverdim içimden. Ah bir de sınavlar yolunda giderse, bey de benim padişahta diye aklımdan geçirdim.

Hakkaten Cenab-ı Hakk'a şükür borçluyum bol bol. Bu kadar güzel ve huzurlu bir hayat nasib ettiği için, minnettarım O' na. Sanırım hepimiz bir şekilde iyi bir hayat yaşıyoruz arkadaşlar. Küçük tepecikler her zaman çıkacaktır karşımıza hayat denilen uzun yolda. Ama ne olur bunların karşısında ezilmeyin. Bilin ki yokuştan aşağıya bisikletle inerken, rüzgar yüzünüzü okşadığında çok büyük bir haz yaşayacaksınız :)

Bugün yaş günüm. 20 yaşını doldurdum, bir "Teenager" değilim artık. Bugün çok değişik şeyler yaşadım.
Sabah uyandım ve hemen okula gittim. Çok sevdiğim arkadaşlarımın sınıfta sunumu vardı ve onlara destek olmak için derse gittim erkenden bilgisayarımı da alarak. Derste çok absürd şeyler oldu, onları ayrı bir bloga saklayalım. Asıl konumuz doğum günüm.
Sevdiğim bir arkadaşım, beklediğim üzere, kendisiyle yakın zamanda tanışmış olmamıza rağmen doğum günümü hatırladı. Benim için bir parti düzenlemek istediler. Yıllardır hiç bu kadar arkadaşım doğum günümü hatırlamamıştı. Çok mutlu oldum.
Derken pansuman için karşıya gitmem ve işimin çok ters gitmesi üzerine parti hayallerimiz suya düştü. Çok sıkıldım bu duruma ama canları sağolsun. Akşam diğer bir arkadaş grubum sağolsunlar, onlarla Taksim de bir kafede kutladık doğum günümü.
Sonuç olarak çok güzel bir gündü. Fakat üzücü şeyler de oldu. Bir dostum mertebesinden oldu ve "sadece arkadaş" oldu. Hala hatasını anlamamakta ısrar ediyor olması ise benim için üzücü bir şey.
Hayatta iyi gün dostları da gerek olur dedim ve geçtim konuyu.
Böylece geçti bir doğum günü daha. Umarım hepimize sağlık, mutluluk ve hayırlara vesile bir ömür nasib eder Rabbimiz.
Dün (Cuma günü) burnumdan bir operasyon geçirdim. Kemik kırıldı ve et alındı. Uzun zamandır çektiğim sıkıntılardan kurtulmak için katlanmak zorundaydım bu duruma.
Ameliyata başlarken narkoz verdiler ve uyudum. Derken, geri uyandım, hem de ameliyatın tam ortasında!!! Burnumda yaptıkları onca şeyi ve acıyı hissettim! Çekiç sesleri, doktorların konuşmaları, vs...
Onlara bir şeyler söylemeye çalıştım, uyandığımı ve uyutmalarını istediğimi söylemeye çalıştım ama olmadı, başaramadım. Adeta bir karabasan yaşıyordum, kaslarım hareketsizdi, sesim çıkmıyordu ve acı çekiyordum ama bir şey de yapamıyordum. Sonra fark ettiler uyandığımı ve tekrar uyuttular.
Bugün ikinci gün ve gerçekten de çok ızdırap verici bir durumdayım. Burnumdaki tampon yüzünden gözlerimden yaşlar akıyor ve burnumun içi sızlıyor devamlı. Çifter çifter aldığım ilaçlar da bir işe yaramıyor. Sonumuzu selamet etsin Allah (c.c.).
Bu kadar şeyi yazmamdaki sebep sizlere çektiğim acıların ameliyattan değil de insanların duyarsızlığından kaynaklandığını belirtmek içindi. İyi gün dostlarını tanıdım yine. Yine herkes elini eteğini çekti, kimisi hiç tenezzül etmedi, kimisi de yapmacık bir nasılsın iyi misin ile geçiştirdi. Ama yakın sandıklarım beni en çok üzenler oldu. Sanki onca şeyi paylaştıklarım onlar değildi... Öyle bir haldeyim ki, kendimi yapayanlız hissediyorum. Bana destek olan insanlara ve özellikle de biricik anneme de buradan teşekkür ediyorum...
Ameliyattan önceki halim.

Ve sonraki...
Bilmiyorum, belki yaradılışımdan, belki alışkanlıktan, düzen denilen olguya her zaman hayran kalmışımdır. Ağaçların düzenli sıralanışı, insanların düzen ve uyum içinde bir işler yapması, düzenli bir şekilde çalışan öğrenciler veya iş sahibi insanlar, düzenli yatıp kalkanlar...
Özellikle son yazdığım çok önemli arkadaşlar. Öyle ki, şu an saat sabahın 5:45 i ve ben uyku düzenim bozulduğu için bilgisayar başında bir şeyler yazıyorum. Aklımda ise şu var: keşke çocukluğumdan beri hep akşam 10:30 da yatıp, sabah 6:30 da uyansam. Böylece günün bereketi hem artardı, hem de normal bir insan gibi uyumuş olurdum. Ama malesef, aylardır uyku düzenim bozulmuş vaziyette. En erken, gece 2'de yatıyor, saat öğlen 11'lere kadar uyuyorum. Bu beni stresli, sağlıksız ve huysuz yapıyor. Yemek düzenim şaşıyor, okula gidişim bazen aksıyor, çoğu işi ertelemek zorunda kalıyorum ve düzenli insanlara gıpta edip duruyorum.
Bazen öyle zamanlar oluyor ki, ölüm kalım meselesi gibi mevzularda bile uyuyor olduğum için büyük pişmanlıklara giriyorum. Örneğin bu sene, tarih sınavının finalinde uyuya kaldığım için (birisi odanın diğer ucunda olmak üzere 2 adet alarmı kalkıp susturup geri yatmışım!?!) direkt olarak bütünlemeye kaldım. Diğer bütünlemeler de gelince motor takıp çalışmam gerekiyor.
Sizlere daha bir çok örnek verebilirim "bir tembelin hayatından" başlığı altında, ama kendimi daha fazla ifşa etmek istemiyorum :) O yüzden siz, siz olun sakın ha düzeninizi bozmayın. Bu düzenden kastım, hayatınızdaki önemli düzenler tabi ki ;) Yoksa oturma odanızdaki koltukların düzenini değiştirebilirsiniz canım :)
Bugün çok acaip birşey geldi başıma. Gözümde alerjiden kaynaklanan kızarıklıklar yüzünden dünden beri göz damlası kullanıyordum. Bugün annem yanıma geldi ve dedi ki: "Oğlum göz damlanı damlattın mı". Ben de "hayır" deyince aldı gözüme damlattı. Ama damlayan şey göz damlası olamayacak kadar kokulu ve de katıydı.
Bir in içinde anladık ki annem gözüme göz damlasının ambalajına benzeyen silikon yağını damlatmış ve ben de körlükten son anda dönmüşüm. Gözümden ve kirpiklerimden yarım saat kadar silikonu sildim!
Yakında yağdanlıkta gres yağıyla dalarsa bana, şaşmam ?!? :D

BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz