Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Uzun zamandır bloga bir şeyler karalamadım. Normalde moralim iyi veya kötü olduğu zamanlarda yazarım fakat son zamanlarda biraz daha ekstremleştiği için durumum, bir şey de yazamadım bir türlü. Adeta felç gibiydim. Aklıma bir şey gelmiyor, içimden bir şey gelmiyor...

Neyse, son zamanlarda sanırım iyiyim. İnsan denilen yaratık devamlı kendine sorun yapacak bir şeyler bulmakta ustadır. Ben bu özelliğini en iyi kullananlardan birisiyim sanırım. Belirli aralıklarla dert arayışına girip bir şeyler buluyorum. Sonra da "niye böyle yawww, böhühü" diye triplere giriyorum. Baktım ki böyle giderse, sıyıracağım, dedim ki, "lan salaq, kendine dert olacağına başkalarına dert ol". Sonra da dedim ki, "oha başkalarına niye dert oluyon, dert olmasan olmuyor mu". Ve en son dedim ki, "evet haklısın, salaklığın lüzumu yok". Sonra da dert olmamaya karar verdim.

Bu kadar.

İnsanlara bir hal oluyor yılbaşına doğru. Sanki yeni yıl gelince çok bir halt olacakmış gibi, insanlar büyük temenniler, pahalı hediyeler, çılgın partilerle girerler 1 Ocak'a.

Oysa bu gavur adeti para tuzağından, toplu bir saçmalıktan öte bir şey değil bence. Onca zaman millet parasını bu gece için biriktiriyor ve sonra hepsi bir anda PUFF!!! Aa, gitmiş! Nereye acaba? O kadar para, içkiye, yiyeceğe, çoğu zaman da verdiğiniz paraya değmeyecek hediyelere gitti.

Hadi onu da bırakın, millet 5 den 1 e saymak için eğlence mekanlarına yüzlerce YTL sayıyor ya, onlara çok gülüyorum. Gidiyorlar, girişe para veriyorlar. Garsona bahşiş, kapıdaki korumaya bahşiş, sokaktaki tinerciye bahşiş. Zaten onlara 100 dolar gitti bile. İçeriye giriyorlar, yılbaşında şampanya içmek istiyorlar. Gitti mi ona da 100 dolar (Minimum değer). Sonra yanındaki manita kendisinden tıkınacak birşeyler istiyor. Adam istiyor yiyecek, gitti 50 dolar. Tabi bunların hepsi minimum değerler.

Bir de bu kadar para verdiğiniz yetmezmiş gibi üstüne bir de tepinip yoruluyorsunuz. Hatta içkiyi fazla kaçırıp ortamda kusmuk şov yapıyorsunuz adeta. Manita sizi terk ediyor! Alın size eğlence. Tamam belki bazı yerlerde olayları dramatize ederken abartmış olabilirim ama sonuç olarak tek bir sözüm var: "Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste"

Kararsız olmak, bir evet deyip bir acaba demek kadar iğrenç bir şey var mıdır acaba? Bir şeye karar verememek, her gün içinde o seni rahatsız ederken her gün acaba demek kadar iğrenç bir duygu var mıdır?

Onu her gördüğünüzde aklınıza "evet" kelimesi çakılsa da, akşam eve gittiğinizde "acaba" demeniz neye alamettir acaba? Şizofreniye mi? Belki...

Ama sanmıyorum. İnsan bir şeyde tereddüt ediyorsa, aklında bir soru varsa o konuda bir şeyler ters demektir. Bu terslik belki de sizden kaynaklanmıyordur, konuya manken olan şey belki de sorun yaratıyordur. Sizin karar verememeniz için elinden geleni yapıyordur belki de...

Önce yüzünüze gülüp, ağzınıza bir parmak bal çalıp, sonra da sırtını dönüp gittiğinde anlarsınız bunu... Size acı çektirmek için tüm bunları yaptığını. Ya da belki de o da acı çekiyordur da sizin çekmenizi de istiyordur, kim bilir? Ama şurası kesin ki ortada bir sorun olması için onun varlığı yeterlidir. Her gördüğünüzde aklınıza "evet" kelimesini yapıştıran, arkasını döndüğünde "acaba" kelimesini...

Bunu nasıl yapıyor insanlar bilmiyorum ama galiba benim kararsızlık adında bir zayıf yanım olduğunu galiba yüzümden anlıyorlar. Sonra da bunu kullanıyorlar tabi :) Ama bu sefer, kararlıyım ve kesinlikle acaba demeyeceğim. Kârı da zararı da bana ait bu işletmenin 8)

Ben genelde müzik tarzı olarak sert müzik dinlerim. Fakat bu aralar bana ne oluyorsa devamlı yumuşak, hafif aşk kokan, gönül dinlendiren müzik dinlemek istiyorum. Bu hayra alamet değil, aşık mı oluyorum ne? Hadi bakalım...

Salı günü (4 gün evvel) sonunda hayalimdeki DSLR fotoğraf makinesini alabildim. Hevesle eve gittim, ertesi gün tam şarjla çekerim fotoğrafları diyerekten ama nerdeee... 4 gündür güneş yüzü görmedik yahu :S Ne olacak, yoksa çekemeyecek miyim ben fotoğraf? Böhühü :..(

Dibe vurdum. Battım. Yan gidiyorum. Bittim. Olmuyor. Olamıyor. Kafayı sıyıracağım. Delireceğim. Böyle geldim. Böyle gideceğim. Ümidim yok. Umudum yok. Sıfırı tükettim. Yeter artık. Hakkaten ağırıma gidiyor.

Benim ne suçum var? Derdim ne? Sorunum ne? Niye böyle oluyor? Olmak zorunda mı? Ben mi bu hale getirdim? Hep mi böyleydi? Hep böyle mi olacak? Ya da bir şey olacak mı? Değişecek mi birşeyler?

Hayır! Sanmam! Kesinlikle! Sıfıra sıfır elde var sıfır! Durum berbat! Ortalık duman! YETER!

Sanırım artık bitti. Uzun zamandır kendime itiraf edemedigim aşkım, arkadaşlarımın üzerime gelmesi üzerine kafamda bitti. Çünkü o an kızarıp utanırken bir yandan da onun hal ve tavırlarını, bana olan davranışlarını gözden geçirdim. Sanırım o bana benim ona baktığım gibi bakmıyor. Ve sanırım ben platonik bir salaktım onca zaman.

Arkadaşlarım üzerime geldikçe ben daha çok utandım ve kızardım, sıcak bastı. Sinirlerim gerildi. Söylememe ramak kalmıştı ama tuttum kendimi. Çünkü biliyordum ki olmayacak bir duaya amin demiştim. Çünkü biliyordum ki artık söylesem de, onlara herseyi anlatsam da bitmişti. Çünkü ben bu aşkı kendi içimde bitirmistim.

Artık yeni sahillere yelken açmak zorundayım. Kim bilir belki de kendime sığınacak bir koy bulabilirim. Belki beni kabul edecek birisiyle karşılaşırım.

Bundan sonra mükemmel kişi arayışına devam edeceğım sanırım. Mükemmel kişi aslında biraz ütopik bir kavram ama sanırım bu zamanla oluşabilecek bir şey. Çünkü mükemmel kişi aslında sizin alışkanlıklarınıza uyan kişi. Eğer sevdiğiniz kişinin farklılıklarına alışabilirseniz sanırım o sizin için mükemmel kişi olacaktır.

Bakalım, gelecek bize neler getirecek.


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz