Uzun bir aradan sonra hepinize selamlar olsun sevgili arkadaşlar. Yaklaşık 1 aydır yazamadım siteye. 7 temmuz da Varan Turizm ile Adana üzerinden Gaziantep'e yollandık valide hanımla. Orada 3 hafta boyunca kebap yedim, Yüksel teyzemlerin bağına gidip mangal yaptık, tavşanların fotolarını çektim, dostlarımla zaman geçirdim, bir Playstation 2 satın aldım (hem de direksiyonlu :hnz). İstanbul' da tanıştığım hemşerim Eyüp'le buluştum, Seherim ile ilk kez buluştum, ilk kez tek başıma trafikte araba sürüp ailemi davetlere götürdüm. Yediğim onca yemek ve tatlıya rağmen 3 kilo verip geri döndüm :D Ben biraz garibim ya, anlamadım gitti vallahi. Ha bir de unutmadan, Antep'teki evde KabloTV hesabımızı iptal ettirmiştik, tekrar bağlantı ücreti vs vermemek için bir de uydu aldık. Güzel de bir şeymiş bu uydu denilen meret. Cam gibi valla, önerilir. Ama alıyorsanız paraya kıyın kalite bir şey alın, karşılığını alırsınız fazlasıyla.
Bu kadar aksiyondan sonra aldım uçak biletimi ve 25 Temmuz da Adana üzerinden İstanbul'a geldim. Geldiğimin ertesi günü de arkadaşımın daveti üzerine Yalova'nın bir ilçesi olan Esenköy'e gittim. Orada Furkan ile dolaştık, yüzdük, ben hastalandım iyice, sonradan yüzemedim orası ayrı. Playstation da bol bol Winning Eleven oynadık. Cüneyt ile tanışma şerefine nail oldum. Kayalıklarda sırt üstü yatıp dalga sesleriyle yıldızları izledim. Bir yandan da oradaki 3 kız bana laf attı ;)
Ama size esas koparan olayı anlatmalıyım, yoksa çatlarım. İkinci gün Furkan'la kayalıkların üzerinde geyik yaparken bir "çat! çtonk!
zıbarmb!" şeklinde ses geldi. FURKAN'IN TELEFONU KAYALIKLARIN ARASINA DÜŞTÜ! Ben orada kopuyorum, Furkan şoke vaziyette düşünüyor ne yapacağını. Ben telefonun ışığıyla kayalıkların deliğini inceledim ve Furkan'a oradan bir çocuk indirip alabileceğimizi söyledim. Başta yok, mok dedi ama sonra o da hemfikir oldu. Ertesi sabah erkenden -saat 1 gibi :D- gittik kayalıkların oraya, -aslında kayalık dediğim dalgakıran- ve bir çocuk bulmaya çalıştık. Benim gözüme bir çocuk ilişti, Furkan'a "Adamımız budur" dedim ve yanına seyirttik çocuğun. Yanındaki büyük abiyle konuşup ikna ettik, sonra çocuğu ikna ettik ve bizle beraber büyük bir hevesle geldi.
Derken çocuğu telefonun düştüğü aralığın yanına götürdük. Meğer çocuk ne yiğit, ne cengaver bir yaratıkmış, "Tamam ya ben alırım bunu" deyip zıp diye atladı. Biz daha ağzımız açık bakarken çocuk telefonla beraber çıktı. Neyse, telefonu aldık, çocuğa da 5 milyon harçlık verdik, çocuk mutlu bir şekilde ayrıldı.
Oradaki olaylar (en azından size anlatabileceklerim) bunlar :) İlgili fotoğraflar galeride, bilginize.
Henüz bu yazıya yorum yapılmamış.