Bu sene de gelip geçti Ramazan olanca hızıyla. Hamdolsun, şu an itibariyle kaçırdığım oruç yok. Sadece 2 gün zorlanma yaşadım ve problemsiz bir Ramazan geçirdim günlerin uzamasına rağmen. Geçen senelere nazaran daha rahat geçirdiğim Ramazan'da, bazı şeyler de gözlemledim.
Bunlardan ilki insanların saygısızlığı / vicdansızlığı. Benim için hiç bir sorun olmasa da oruçta çok zorlanan insanlar var çevremde. Ve bakıyorum ki Ramazan demeden, aldırış etmeden insanlar oruçluların önünde yeyip içiyorlar. Bunda ne var diyeceksiniz, aslında ilk bakışta bir şey yok ama eski yıllara bakılacak olursa bu hareket çok arttı. İzzet-i nefis müessesesi ortadan kalktı, yerine bencillik ve 'neme lazımcılık' geldi.
İkincisi oruç tutan sayısı. Geçen sene tutanlar (en azından benim çevremde) daha çokçaydı. Şimdiyse eften püften sebeplerle orucunu terkeden insanlarla karşılaşıyorum sık sık. Beklemediğim insanlardan görünce de biraz üzüyor bu beni. Hani ben herşeyi dört dörtlük tam yaptığım için mi, hayır. Sadece üzülüyorum bir insan olarak.
Üçüncü mevzu ise üç konuyu kapsıyor ama mekan aynı: camiler. Bu Ramazan'da bir kaç camiyi gezme fırsatına nail oldum. Bunlardan ilk değinmek istediğim Beyazıd camii. İçine girince o muhteşem mimarisi ve azameti karşısında nutkunuz tutuluyor adeta. Allah'ın büyüklüğünü idrak etmekte zorlanacağınızı bir kez daha içinizden geçiriyorsunuz o dev sütunları gözünüzle ölçünce. Fakat sonra birşeyin daha farkına varıyorsunuz: cami camilikten çıkmış.
Avlusu ticarethane, içi turist cenneti olmuş güzelim mekanın. Yukarıdan sallandırılan avize tüm mimariyi mahvetmiş, oysa ki o camiyi duvarlardan görünmez ışıklarla aydınlatsalar ne muazzam, ne güzel olurdu. Keşke kısıtlı saatlerde alsalardı turistleri. Keşke o avluya tanesi bilmem kaç liradan kitap satan onca dükkanı açmasalardı. Keşke bunları yapmasalardı da şafi meshepli kardeşlerimizin abdestleri tehlikeye girmeseydi. Et et üzerine, herkes iç içe. Cami camilikten çıkmış, başka birşey olmuş.
Hoca ise Osmanlı tarihi anlatıyor bize. Benim gibi bir Osmanlı aşığı insan bile bundan rahatsız olursa ne diyeyim ki bu insanlara. Namazın, orucun, zekatın, müslümanlığın önemi gibi birazcık (!) daha önemli mevzulara değineceklerine hatiplerimiz bize Sultan Ahmed in 14 yaşında tahta geçişini anlatıyorlar. Yeri burası mı? Ben zaten 12 senelik ilk ve orta öğretim hayatımda binlerce kez duymuşum bu sözleri. İnsaf biraz lütfen...
Ayrıca camiler konusunda bir rahatsızlığım da şu: bazı camilerimiz çok güzel tadil edilmişse de, Mihrimah Sultan, Yeni Valide gibi harika camilerimiz onca toplanan yardıma rağmen aynen duruyor. Bu konuyla ilgilenen yetkililerimiz keşke bu satırları okusa da o konuda da birşeyler yapsa. Büyük camilerin zaten büyük olan ihtişamlarını artırmak yerine biraz bu camileri adam etseler, kirlerinden paslarından arındırsalar çok mutlu olurum açıkçası. Ellerinden gidince ağlamasınlar sonra.
Bu konudaki son ve en önemli sıkıntım da şu: gittiğim çoğu teravihin hiç birinde 2-3 saftan fazla cemaat olmadı malesef. Televizyonda gecede iki dizi yayınlanıyor diye halkımızın bu kadar çabuk soğuması beni üzdü. Hepimizde bir uzaklaşma var değerlerimizden. Uyanmamız, silkelenmemiz lazım.
Bir Ramazan da böylece geldi ve geçti hayatımızdan. Bakalım seneye görebilecek miyiz bu güzelim günleri.
Allah'a emanet olunuz.
Henüz bu yazıya yorum yapılmamış.