Her sene, Ramazan bir an önce gelsin diye sabırsızca beklerim üç aylar başladığında. Bereketli sofralar, şişmiş göbekler (hem de nefes alamayacak kadar), bol ibadet, bol sevap... Tadı bambaşkadır bu ayın.
Çocukluğumda sahura kalktığımı hatırlarım. Çok güzel bir tadı vardı. Günün en güzel saati bence sabah ezanının okunduğu zamanki vakittir. Çünkü ortam sessiz, sakin, olabildiğince gürültüden uzaktır. Bu derin sessizlikte güzel bir müezzin ezan okur. Sabah ezanlarının makamı da daha güzeldir bence. Bilmiyorum, belki de hocanın uykulu olmasındandır ama bence sabahları daha güzel okuyorlar :)
Bütün gün oruç tutup akşam iftar olmasını beklersiniz. İftar vakti gelip çattığı zaman duanızı eder ve yemeğe başlarsınız. Açlıktan olsa gerek, yediğiniz yemeklerin tadı öyle güzel gelir ki, sanki hayatınızın en iyi yemeğini yiyorsunuzdur.
Ramazanların bir başka güzelliği daha vardır. İnsanlar adeta bu Ramazanı bekleyerek, birdenbire akşamları dışarıda iftara çağırırlar sizi. Kâh Galata kulesinde açarsınız, kâh dürümcüde, kâh Sultanahmet'te... Hatta gidersiniz iftar çadırında açarsınız sırf zevk için. Zevk için o sıkışıklıkta yemek yersiniz.
Ramazan gelince herşeyde bir bereket olur. Siz mütevazileşirsiniz. Eğer yeterince inancınız varsa, birçok günahtan el ayak çekersiniz. Ruhunuz ferahlar, siz ferahlarsınız. İçiniz rahattır Ramazanda.
Nice Ramazanlara...
ramazan kim???