Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 
Mutluydum. Kiz arkadasimla bir yildan beri  nisanliydik ve evlenmeye karar verdik. Ailem bize her türlü yardimi yapti,arkadaslarim cesaretlendirdiler ve kiz arkadasim rüya gibiydi!! Fakat beni  rahatsiz eden bir sey vardi; nisanlimin küçük kiz kardesi. Müstakbel baldizim açik-saçik giyinen yirmi yasinda bir afetti. Ne zaman yakinima gelse öne egilip  iç çamasir sovu yapardi. Bunu baskalarinin yaninda yapmadigi için temkinli  olmaliydim. Bir gün baldiz dügün davetiyelerini kontrol etmek için beni  yanina  çagirdi. Yanina vardigimda yalnizdi; yakinda evlenecegimi, bana  karsi  engelleyemedigi ve engellemek istemedigi duygu ve arzularinin  oldugunu kulagima fisildadi. Kendimi ablasina adamami ve evlenmeden önce benimle yatmak istedigini söyledi. Söyleyecek bir kelime bulamadim.Tamamen soke olmustum."Yukari yatak odama çikiyorum ve eger beni  istiyorsan yukari gel" dedi.  Afallayip kalmistim, merdivenleri çikarken  arkasindan sok içinde bakiyordum.Merdivenlerin sonuna vardiginda  pantalonunu
çikartip asagiya bana dogru  firlatti. Bir kaç dakika öylece  kalakaldim. Sonra arkami dönüp ön kapiya dogru  yürüdüm.Kapiyi açtim ve  evden çikarak arabama dogru yürümeye basladim ki,
Müstakbel kayinpederim  disarida bekliyordu. Gözyaslari içinde sevgiyle bana sarilarak, "Küçük  sinavimizi basariyla geçtigin için hepimiz çok mutluyuz,  kizimiza senden  iyi bir damat bulamazmisiz. Ailemize hosgeldin." Not:  Hikayenin ana  fikri... Siz siz olun, prezervatifiniz daima arabanizda dursun...

Evvel zaman içinde bir Kral yaşarmış ve Kralın güzeller güzeli bir kızı varmış... Ancak ortada ciddi bir sorun varmış
Prensesin dokunduğu herşey eriyormuş.Her ne olursa olsun; metal, tahta, plastik her dokunduğu şey eriyormuş.
Bundan dolayı bütün erkekler ondan korkar, hiçkimse onunla evlenmek istemezmiş.
Kral çaresizmiş.Kızına nasıl yardımcı olacağını bilemiyormuş?
Ülkenin bütün kahin ve sihirbazlarını bir araya toplayıp soruna çözüm getirmelerini istemiş.
Kahinlerden bir tanesi Krala,
"Kralım , kızınız elinde erimeyecek bir şeye dokunacak olursa bu lanetten kurtulacaktır." demiş
Kral bu habere çok sevinmiş.
Ertesi gün tüm ülkede bir müsabaka ilan edildi.
Her kim, prensesin elinde erimeyecek bir nesne getirir ise, o prenses ile evlenecek ve Kralın bütün servetinin varisi olacaktır.
Sadece üç genç Prens meydan okuma cesaretini göstermiş.
Birinci Prens Titanyumdan yapılmış çok sert bir kalkan getirmiş.Nafile, Prenses dokunur dokunmaz eriyivermiş. Prens üzgün bir şekilde ordan ayrılmış.
İkinci Prens, elmasın dünyadaki en sert nesne olduğunu ve erimeyeceğini düşünerekten devasa bir elmas getirmiş.Yine nafile,Prensesin bir dokunuşu ile eriyip gitmiş.Oda boynu bükük ve hayata küskün ayrılmış ordan.
Üçüncüsü Prensese yaklaşıp, "Elinizi cebime sokup içinde ne olduğunu hissedin demiş."
Prenses söyleneni yapmış, kıpkırmızı olmuş.Hissettiği şey çok sertti. Elinde tutuyordu ve.... erimemişti!!!
Kral çok mutlu olmuştu. Kraliyetdeki herkes çok mutlu olmuştu. Böylelikle üçüncü Prens Prenses ile evlendi ve hayatlarının sonuna  kadar mutlu olarak yaşadılar.

Soru:
Prensin pantolonundaki nesne ne idi?

(cevap için aşağıya bakın)
.....................
.....................
.....................
.....................
.....................
.....................
.....................
Tabii ki Ülker çikolataları idi.
Onlar ağızda erir, elde değil.

Sen ne düşünmüştün?

TERBİYESİZ..

Üniversite son sınıf öğrencisi yazılı sınavından kalınca doğru hocasına gider:
-"Siz sınıfta bırakarak hayata atılmamı önlüyor ve beni cezalandırıyorsunuz. İşin bu yanını hiç düşündünüz mü?"
-"Tabii düşündüm. Hocanın görevi bilgiyi ölçmek, yeterli olmayanı sınıfta bırakmak değil mi?"
-"İyi. O zaman size bir teklifim var. Bir soru da ben size soracağım. Doğru cevabı verirseniz, ben kötü notumu kabul edip sınıfta kalacağım. Bilemezseniz, notumu düzeltecek ve sınıfı geçirteceksiniz. (Hocanın keyfi yerinde. Teklifi kabul eder.)
Ve öğrenci sorar:
-"Yasal olup, mantıklı olmayan nedir? Mantıklı olup, yasal olmayan nedir? Ve de ne mantıklı ne de yasal olmayan nedir?"
Hoca uzun uzun düşünür ama cevabı bulamaz. İddia gereği öğrencisine iyi not vererek sınıfı geçirir. Ama aklı da soruda kalır. Sonunda sınıfın en iyi öğrencisini çağırır, olayı anlatır ve sorunun yanıtını bilip bilmediğini sorar. Öğrenci hemen cevap verir:
-"Siz 65 yaşındasınız ve 23 yaşında bir kadınla evlisiniz. Bu yasal ama mantıklı değil. Karınızın 25 yaşında bir sevgilisi var. Bu mantıklı ama yasal değil. Siz karınızın sevgilisini, zayıf alıp sınıfta kalması gerekirken iyi not verip mezun ediyorsunuz. Bu da ne mantıklı, ne de yasal."

İnsanlar acaip tembel ve hımbıl yaratıklar oldukları için, işlerini kolaylaştıracak bir şeyler bulmaya çalışırlar. Bunun adına teknoloji denir.

Biz insanlar, güya işimizi kolaylaştıracak birşey için aylarca kafa patlatırız, onun üzerinde çalışır, onu deliler gibi geliştirmeye çalışırız. Tabi hepimiz böyle değiliz, çok küçük bir bölüm (bilimadamları ve teknikerler) inekler ve sırf egolarını tatmin etmek için bu işi yaparlar, biz de onlara para veririz.

Bu çalışmaların meyveleri de güzel olmuyor değil hani. Mesela son yıllarda tam bir yaşam tarzı, bir stil olan iPod çılgınlığı. Bir önceki jukeboxım Creative Zen Xtra yı sattıktan sonra aldığım iPod Photo ile neden böyle bir çılgınlığa sebep olduğunu anladım bu meredin.

Makina o kadar kibar ve tarz bir şey ki, adeta değerli bir elmas gibi bakıyorsun (En azından ben öyle bakıyorum). Eski cihaz tam bir takozdu, ondan sonra böyle narin ve şık bir cihaza geçmek hakkaten de hoş bir duygu. Makine aynı zamanda fotoğrafları da gösterdiği için bu beni daha da zevklendiriyor.

Kısacası Apple şu anda oturduğu tahtı hakediyor. Fakat onu kıskanan firmalar da boş durmuyor. Mesela Sony Apple'a karşı bir şeyler başarmak için ıkınıp duruyor, keza Creative de aynen öyle. Fakat ne oluyor, erken kalkan yol alır misali hepsi Üsküdar'a doğru debelenirken Apple Concorde'unda konforlu bir uçuş geçiriyor.

Şartlar insanı nelere zorluyor yahu! Güya uğraşıp, didinip, 1. öğretimi kazandım. İlk senenin ilk döneminde dersleri fazlasıyla astığım için birazcık(!) kaldım iki dersten.

Hadi kaldım diyelim, ikinci seneye alttan alacağız diyelim, insan sınıfları ve hatta amfileri bu kadar küçük yapar mı kardeşim? Kaldığımız derslere girelim diyoruz, gündüz derslerinde ancak o senenin öğrencileri sığıyor, hatta onlar da sığmıyor :S

Size örnek: Normalde iktisada giriş dersi 1. sınıfın 1. yarıyılında verilir bizim okulda. Hocamız sağolsun biraz zor sorardı emekli (ölene rahmetli, o dersi bırakana emekli denir türkçede ;)). Öyle ki, normalde toplamda sadece birinci sınıfların (300 kişi) girmesi gereken sınavlara, toplamda 1200 kişi girerdi. Ta 97' den derse girenler vardı, adamlar torunlarını da alıp gelmişler. Ellerini filan öpüyoz amcaların. O fazladan 900 kişi anlayacağınız, geçmiş yıllardan kalıp dersi alttan alanlardı.

Diğer ders de matematik. Sınıfa girmeye yelteniriz, bir bakarsın ki millet dolmuşta gider gibi ayakta dinliyor dersi. Hocamız (ki kendisi Harvard mezunu galiba) karizmatik bir gülüşle selam çakar ve suratımıza kapıyı kapatır. Biz de kıçımıza baka baka gideriz.

Baktım ki olmuyor, bu işler böyle gitmiyor, ben de dedim ki evim yakın, bari 2. öğretim derslerine gireyim de orada ilim irfan öğreneyim. Son 3 haftadır arkadaşlarımı haftada 2 (yazıyla iki) gün görüyor, çoğu derse akşamları giriyorum. Anlayacağınız 1. öğretim parasına 2. öğretimde ders görüyorum :D

Üç adam cennetin kapısında sorgu meleğinin karşısında duruyormuş (doğal olarak yeni ölmüş adamlar bunlar). İlk adama nasıl öldüğünü sormuş melek. Adam anlatmış: Uzun süredir karımın beni aldattığından şüpheleniyordum. İş seyahatine gitme bahanesiyle evden çıktım ve 2 saat sonra haber vermeden döndüm. Karım çıplaktı ve banyodan yeni çıktığını söyledi ama ben ona inanmadım çünkü saçları kuruydu. Hırsla evi aramaya başladım, kimse yoktu, fakat yatak odasının penceresinde iki el gördüm. Yarı çıplak ter içinde bir adamdı bu... Ellerine vurarak onu aşağı düşürdüm ama çok şanslıymış, çiçek tarhının üzerine düştü ve ölmedi. Ben de buzdolabını üzerine attım. Adam öldü ama bende kalp krizi geçirdim."
 
Sıra ikinci adamdaymış: Şortumu giymiş evimde günlük sporumu yapıyordum. Koşu bandını fazla hızlandırmış olmalıyım, birden şerit koptu ve beni üzerinden fırlattı, pencereden dışarı uçtum. Neyse ki alt katın penceresine tutunabildim. Ama manyağın biri beni ellerime vurarak aşağı düşürdü. Neyse ki çiçeklerin üzerine düşüp kurtuldum ama sapık herif bu sefer de üzerime buzdolabını attı ve buradayım işte...
 
"Sıra üçüncü adamdaymış: > >"Ben buzdolabının içinde çıplak bir şekilde bekliyordum, kendimi burada buldum."
  1. Lordi - The Monsterican Dream
  2. Top 100 Guitar Solos
  3. Yngwie J. Malmsteen - Unleash The Fury
  4. Lake Of Tears - Forever Autumn
  5. Bon Jovi - Best Of
  6. Çilekeş - Y.O.K.
  7. Eric Clapton - 2005
  8. Eyüp Hamiş ve Cihat Akyıldız - Enstrümental
  9. Ozzy Osbourne - Ne varsa dinleyin
  10. Leaves' Eyes - Vinland Saga

BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz