Ana SayfaPortfolyoWebLogGaleriDiğerleri
 

Ev yemekleri yapan, kaliteli, nezih bir mekandır Yanyalı Fehmi. İlk olarak rahmetli peder götürmüştü beni. İlk girdiğinizde pek belli olmuyor mekanın güzelliği. Fakat arka bahçesine girince çok hoş bir sürpriz bekliyor sizi.

Şırıldayan bir su sesi eşliğinde, yüzen balıkları izlerken birbirinden güzel yemekler yiyebiliyorsunuz. Genellikle tencere yemekleri yapılıyor. Ben gittiğimde genelde rosto veya tas kebabı yerim. Sonra da komposto içerim. Yaptıkları pide ekmek harika bir lezzete sahip. Ayranları ise daha çok yoğurt gibi Gülümseyen Biraz koyu yani. Mekanla ilgili notlarım:

  • Mekan ucuz değil. Adam başı 8-10 ytl den aşağı kalkamıyorsunuz. Fakat yemeklerin lezzeti o kadar harika ki, unutuyorsunuz ödediğiniz parayı.
  • Mekan çok eski, ulaşımı ise çok kolay. Kadıköy'de Rıhtım caddesinden Boğa'ya doğru çıkarken sağ tarafta hemen caminin sağ tarafında.
  • Arka bahçede yemek yemeye dikkat edin. Standart bir lokanta ortamından daha güzel oluyor bence.
Bilgi için tıklayın

10 Haziran günü gittiğim güzel bir mekan daha. Yine Beltur tarafından işletilen ve kahvaltı için harika bir mekan olan Paşalimanı kafede zengin çeşitli kahvaltıyı deniz manzarasıyla tadabiliyorsunuz.

Denizin hemen üstünde (adı üstünde, liman) kahvaltı yaptığınız yerde bir yandan da gemileri izliyorsunuz. Serçeler etrafınızda uçuşup dibinize kadar sokuluyor nasiplenmek için yiyeceklerden. Yine erken gelinmesi gereken bir mekan. Rezervasyon yok. Notlar aşağıda:

  • Rezervasyon yok. Erken (sabah 8 buçuk 9 civarı) gelirseniz iyi edersiniz. Aksi takdirde yer bulmak için emekli maaşı bekler gibi dikilirsiniz ayakta.
  • Manzara harika. Tasavvuf müzikleri eşliğinde, arkanız koru, önünüz deniz kahvaltı yapıyorsunuz.
  • Menü standart Beltur menüsü. Kişi başı 17 YTL ödedik yine. Zengin ve sınırsız açık büfe.
  • Fotoğraf makinanız ve esintili havalarda sırtınıza bir hırka bulundurun yanınızda.
Bilgi için tıklayın

Çok güzel bir koru Emirgan Korusu. Yeşillik ve mavi denizin birleştiği bir manzara ve lalelerin eşlik ettiği cennet bahçeleri. İlkbaharın ortalarında arkadaşlarımla gittiğim güzel bir mekan. Adeta cennetten bir köşe. Lalenin en güzel zamanına rast gelmesiyle iyice mest olduk Gülümseyen

İşletmesinin belediye tarafından yapıldığı Sarı Köşk'te yaptığımız kahvaltı da ayrı bir zevkliydi açıkçası. Zengin çeşit, temiz hava, güzel manzara ve leziz gıdalarla güzel bir sabah yaşadık. Mekanla ilgili notlarımı size aktarayım:

  • Otobüsle Bahçelievler'den Taksim'e gittim, oradan da Sarıyer'e sahilden giden herhangi bir otobüse bindim ve hemen korunun girişinde indim.
  • Rezervasyon yok. O yüzden güzel yer kapmak için (hatta sadece yer kapmak için) erken gidilmesi gerekiyor. Çok kalabalık oluyor saat 10 sonrasında.
  • Kahvaltı benim gittiğim tarihte kişi başı 17 YTL idi. Fakat kahvaltı çok zengin. Ayrıca üst katta da çeşitler var, aman sadece aşağıdakileri yiyip de doymayın Göz kırpan
  • En güzel zaman Nisan ayının ortası. Laleler açmış oluyor ve en güzel anları oluyor. Biz 14 Nisan'da gittik ve çok harika manzaralarla karşılaştık.
  • Serinde giderseniz üzerinize hırka almayı unutmayın. Esinti üşütebilir.
  • Fotoğraf makinanızı yanınızda bulundurun. Harika görüntüler var.
Beltur ile ilgili bilgi için tıklayınız

Bir kaç aydır sanırım yavaş yavaş depresyona girdim. Sınavların burnumun dibine kadar yaklaşması üzerine de iyice kendini gösterdi. İlk dönemin finallerinde işlerin bir anda omzuma binip inanılmaz bir şekilde bastırması ve sınavların kendi ağırlıkları tetikledi sanırım bu süreci. Çünkü tam o dönemden beri böyleyim.

İşlerimde inanılmaz bir performans düşüklüğü yaşıyorum malesef. Geçen sene bu zamanlarda PaylaşScript'i yazarken günde 100 satır koddan aşağı kalmazdım. Şimdilerdeyse en basit işleri dahi yapamayacak kadar bezgin ve tahammülsüz hissediyorum.

Annemin Antep'te olduğu sırada ise bu halim daha da belirginleşti. Tüm gün oturayım, televizyonu açayım ve ona aptal aptal bakayım istiyorum. Çok yemek yiyorum, çok acıkıyorum, çok kilo aldım, kollarım ve bacaklarımda güçsüzlük hissediyorum.

İnternette dolaşırken sevgili Google da küçük bir araştırma yaptım depresyon üzerine. Gördüğüm kadarıyla annemin tanımı çok doğruydu. Siteleri dolaştım, birbirine benzer, tamamen aynı olmayan bir çok tanım vardı. Belli ki başka hocalardan veya kaynaklardan veriliyordu bilgiler. Ama bazıları birebir beni anlatıyordu.

Bu linkten de göreceğiniz üzere tıpatıp benim şikayetlerimi, A tipi depresyonda listelemişler. Belirtileri okudukça anladım durumun vehametini. Kendime acımıyorum, o konuyu geçtim fakat diğer bir çok şikayetim mevcut malesef.

Sizlere de eğer böyle şikayetleriniz varsa en kısa zamanda bu konuda birşeyler (siyanür) almanızı / yapmanızı öneriyorum.

Sleeping with a thousand people
Waking up with only yourself
Every morning looking at the mirror
Why do you think you are so lone?

People come, people go
Making mistakes make you alone
Only one thing you should know
Is that you're created to be alone

After the years lived so lone
Thinkin' of things that you missed off
Dropping glass tears, crying rivers
But being just a worthless corpse

People come, people go
Making mistakes make you alone
Only one thing you should know
Is that you're created to be alone

This is the end of the windin' road
There ain't no more crying out loud
No more ripping out your mouth
No need anyone to hear you anymore

Burak Mehmet Gürbüz

Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam  yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. Üzerinde -Babama- yazıyordu.

Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu: Sevgili baba; Sana bu satırları derin bir  pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim.

Gerçek tutku  ve aşkı ben Joanla buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri,derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk... Baba Joan hamile! Joanın dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Joan benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacağız. Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDSin çaresi bulunsun ve Joan sağlığına kavuşsun diye.. O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor.

Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım  ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin.

Oğlun Cihad.NOT: Baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. Ben Mehmet'lerdeyim. Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim.

Hiro NakamuraSon zamanlarda benim de dahil olduğum bir çılgınlık aldı başını gidiyor Heroes adıyla. Sürükleyici hikayesi, harika görüntüleri ve çekici bilim kurgu ögeleriyle bezenmiş bir dizi ve çizgi roman Heroes.

Kolay kolay her dizi veya filmin fanatiği veya takipçisi olmam, fakat eğer yukadıraki özelliklere sahipse benim için sihirli formülü kullanmış demektir o dizi. Dün itibariyle final sezonu Amerika'da yayınlandı ve ben de tabi ki hemen izleyiverdim.

Son zamanlarda gerek yaşadığım olaylar, gerekse de genel hayal görüşüm gereğince, bu dizide bir çok çıkarımda bulundum. Bunlardan en önemlisi ise DOSTLUK kavramı. Öyle ki, dostunun öleceğini biliyorsan, ve bunu düzeltebilecek güce / beceriye sahipsen, ama korkaksan, bunu aşabiliyorsan, işte o zaman dostluk kavramını karşılıyorsun demektir. Aynen bunu karşılayan karakter ise dizideki Hiro Nakamura.


BurakGurbuz.com | Kişisel Portfolyo | Blog | Galeri | bblog PHP v5.00 | Tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan kopyalanamaz